29.08.2026 Günlük

 

Saat : 08:26 Cumartesi

Uyku çayı içmek iyi mi kötü mü? bilemedim. Zira uykumu getirmesi zaman aldığından benim uyumam gece yarısını geçti. Çayı dokuza doğru içtim. Acaba daha erken mi içmeliyim? Bilemiyorum. Bu yüzden de sabah geç uyandım. Lakin bunun güzel tarafı gecenin ortasında uyanmadım. Bugün biraz daha erken çayı içersem sanırım sonuca ulaşacağım. 

Dün koro çalışması iptal olunca, çarşıdaki işlerimi de kendim iptal ederek evde yazılarıma ağırlık vermeye karar verdim. Ama kul plan yapar, kader gülermiş. Aynen öyle bir gün yaşadım. Tam kendimi kaptırmış yazarken oğlum geldi. Tabi bu arada kaç kez yazmayı bırakmak zorunda kaldım. Yine kendimi vermiş yazıyorken, bu kez de eşim aradı. Abisi ile birlikte geliyorlarmış. Eltimin arkadaşından babam buzdolabı alacakmış. Babamlar gelene kadar evde bekleyeceklermiş. Hâl böyle olunca ben yine yazmayı bıraktım. Onlar geldi, gitti derken benim yazma planları suya düştü. Bir kere konsantrasyon kaçtı mı, sonra heves falan kalmıyor. Bugün zaten eşim ve oğlum evde. Oğlum dershanenin deneme sınavına gidip, gelecek. Kahvaltı falan derken zaten öğlen olur. Sabah kahvesi içiyorum ama kafam ayılmadı. Pazara gitmem lazım. Eşim ne gerek var dese de, patlıcan, domates ve dolmalık biber alıp kışlık yapmak istiyorum. Eşime kalsa hiçbir şey koymasam daha iyi. Bana kalsa aslında bende uğraşmak istemem. Ama her gün et türü yemekten sıkılıyorlar. Ben mecburiyetten yiyorum. Onlar sebze de yemeliler. 

Hafta sonlarını eskiden severdim. Şimdi sanırım yalnızlığa alışınca ev curcuna oluyor. Daha doğrusu yazamıyorum hafta sonlarını pek sevmiyorum. Mutlaka bölünüyorum. Bir şey soruyorlar, bir şey istiyorlar. Neyse canları sağ olsun ne diyelim. Hafta sonu da olduğu kadar. 

Yine akşama ne pişirsem sorusu kafamın içinde dönüyor. Balık yapayım diye düşünüyorum. Ev halkı memnun olmayacak. Dün akşam eşimle bayağı konuştuk. Eltimlerin ev tesliminde sıkıntı olmuş. Adam sanırım iflas durumundaymış. Kardeşleri de müteahhit olduğundan destek olmaya çalışıyormuş. Lakin teslim süresini geçti ve eltimde mahkemeye vereceğim diye tutturmuş. Ama atladığı bir durum var. Adam işi inada bindirip, iflas açıklarsa o zaman hiçbir şey yaptıramayacak. Yeni yapacağı inşaatlar için bir şirket kurmak çok da zor değil. Böyle durumlarda fazla zıtlaşmak iyi olmuyor. Adam küçük müteahhit. Öyle ihaleye girip, aman adım kirlenmesin, ben inşaatı bitireyim demez ki. Zaten bu tarz insanlar için yeni şirket kurmak çocuk oyuncağı. Ev yapım aşamasında o kadar her şeye müdahale ettiler ki, fayans yapılması gereken ebeveyn banyosuna fayans yapılmadı. Gider, klozet, lavabo, musluk, duşa kabin hiçbir şey yok. Sadece banyo adı altında bomboş bir oda var. Buna rağmen giyinme odasına boydan boya fayans döşemişler. Salonun ortasından doğalgaz boruları, bildiğin boru hattı şeklinde geçiyor. Günahını almak istemem ama müteahhit her şeye çok karıştıklarını düşündüğünden acaba pislik olsun diye mi böyle yaptı? diye de düşünmeden edemiyor insan. Ebeveyn banyosunu çamaşır odası olarak kullanacaklarından dolayı müdahale ettiklerini savunuyorlar. Ya bırak adam yapsın, ne takacaksa da taksın. Sonrasında gerekirse sen iptal et ya da değiştir. Şu anda isteseler de orayı kullanamıyorlar. Yeniden her şeyi kırmaları, tesisat çekip, gider açtırmaları gerekiyor. 

Mutfak balkon kapısı içe doğru açıldığından mutfak dolaplarına çarpıyormuş. Eşimin abisi tutturmuş, sürgü kapı yaptıracakmış. Eşimde haklı olarak, parasının mı çok geldiğini söyleyerek kızmış. Kapı yönünü dışa açılır yaparak bu işi çözebileceklerini söylemiş. Zerre kadar bunlarda akıl yok. Eltim sürekli yeni ev için eşya alma derdinde. En son yine gidip tencere, tava takımı almış. İki sene oluyor buzdolabı ve kurutma makinesi alalı. Daha kullanmadan modeli eskidi. Mağazada duruyor. İnsanda azıcık akıl-fikir olacak. Ne zaman teslim olacağı belli olmayan ev için önceden deli divane eşya almak nedir? Evin içine girersin, sonrasında yavaş yavaş eksiklerini alırsın. Sonuçta artık kendi evin. İçine sine sine yaparsın. Ama bunlardaki kafa farklı çalışıyor. Evlendiğimizden bu yana dördüncü evimiz. Evlendiğimiz zaman ilk evimize göre yaptırmıştık her şeyi ve çok şükür öyle oradaki eşyanın diğer evlere uymadığı hiç olmadı. Özellikle mobilyaları açık renk ve model olarak hepsi aynı olunca, komodini salona bile koysak sırıtmadı. Mesela salon konsol ve vitrini artık oğlumun odasına koyduk. Sanki onun odası için yapılmış gibi duruyor. Bir süre salonda kullandık ve içindekilerin temizliği falan derken gereksiz gelmeye başlayınca, oğlumun odasına da kitaplık lazım olunca hemen oraya transfer ettik. Hatta vitrinin devamına babam gardrop yaptı. Oh mis gibi. Bazı şeyleri yaparken akla mantığa uygun olması lazım. Çok şükür iyi ki de öyle yapmışım. Dolap şeklindeki sandığımı ve televizyon ünitesini de eşim bu evi aldığımızda ihtiyaç fazlası olunca üstü üste monte etti. Kiler odasına koyduk. Şimdi kiler dolabı olarak kullanıyorum. O zamanlar yeni dolap almaya kalksaydım dünya para vereceğim gibi, bir de bu kadar sağlam olmayacaktı. Onu da geçtim. Har vurup, harman savursaydık, bazı şeylerden kısmasaydık bu dükkanı alamazdık.