19.08.2026 Günlük

 

Saat : 08:12

Sabah uyanma 04:44. Bu sabah çok güzel uyandım çok şükür. Sabah güneş ışıklarını karşılamak bende pozitif enerji yaratıyor. Günü şükrederek, güneş doğumuyla karşılamak, sabahın o müthiş huzur ve sessizliğinde paha biçilemez.

Bu sabah yoğun şekilde hem çalıştım, hem de kitap okudum. Çalışmak her daim iyi geliyor. Özellikle insan zihnini kötü düşüncelerden, saçma sapan şeyleri yorumlayarak, beyni meşgul etmekten koruyor.

Muhterem eltimin saçmalıklarını yazayım ki, tarihe not düşülsün. Tansiyon, inme, felç meselesi derken aradan geçen bir haftalık zaman zarfında bir akşam eşim aradı. Normalde işte olmaları gereken zaman zarfında hastanede olduklarını belirtti. Allah biliyor ya eltim hiç aklıma gelmedi. Allah göstermesin ben bir kaza falan oldu sandım. Ancak diğer yanda da eşimin sesi aşırı sakin geliyor. Meğer eltim ambulans ile hastaneye kaldırılmış. Nedenini kendisinin de bilmediğini, abisinin karısının yanına gittiğini söyledi. Ben yine aynı tavrımla bir şeyi olmadığını söyledim. Eşimde benimle aynı fikirdeydi ama elden bir şey gelmiyordu. O esnada güya doktorlar saatlerce orada kalacağını, daha yapılması gereken bir dünya tahlil, tetkik artık ne haltsa yapılacağını söylediklerinden, abim hastanede yanında kalmış. Eşim diğer kardeşini arayarak kendisini almasını istemiş. Eşim saat akşam yedi buçuk civarı eve geldi. Akşam yemeğini sekiz gibi yerken ki daha yemeği bile bitmemişti abisini aramasını söyledim. Eşim abisiyle konuştuğunda eve döndüklerini öğrendi. Hani saatlerce orada kalacaklardı? Ne oldu da eşimin arkasından hastaneden sepet havasıyla uğurlanmışlardı? 

Eşim tahlillerde ne çıktığını sorduğunda aldığı cevap yine şaşırtmadı. Koskoca bir hiç. Sadece tansiyonu dokuza beş olmuş. Telefonu kapatınca eşimle göz göze geldiğimizde defalarca söylediğim şeyi tekrarladım. Onun bir şeyi yoktu ve ilgi çekmek adına hastalık icat ediyordu. Nitekim yıllarca düşük tansiyon yaşayan birinin birden bire tansiyon hastası olup, yüksek tansiyondan bahsetmesi de zaten normalde çok düşük bir ihtimal. Sonuç olarak tansiyon hastası olmadığı halde, durumunu abartıp, tansiyon varmış gibi lanse edip, doktordan ya da kendisi temin ederek (çünkü burası da muamma) aldığı tansiyon ilacı sonucunda tansiyon düşüklüğü yaşamıştı. Çünkü tansiyon hastası olmayan biri, bu ilaçları kullandığında yaşanan durum, mide bulantısı, halsizlik, tansiyon düşmesi, baygınlık hissi ve kusma. Bulguların hepsi de maşallah onun durumuna uygundu. Doktorlar en son kendisine bir bir psikiyatrist ile görüşmesini önermişler. Onlar bile anladı da kocası halen daha onun ne mal olduğunu anlayamadı ya da anlamak istemiyor. Üstelik daha öncesinde iki gün işinden kalan adam, o akşam da acil olan işinden kalmış ve adamlara da mahcup olmuşlardı. Hep söylüyorum her şeyden önce sağlık. Bu konuda sıkıntı yok zaten. Ama bu kadının bir şeyi yok. Hayatı yalan, dolan ve sırf ilgi çekmek. Kocasına hayatı zindan etmek. Gerçekten bir şeyi olsa hep birlikte gidelim, hatta yanında da kalalım. Lakin durum böyle değil. 

Bu hastaneye ambulans ile kaldırılma olayı da şöyle gerçekleşmiş. Bir arkadaşı aramış ve başka bir arkadaşına hasta ziyaretine giderken, onun da gelmesini söylemiş. Bizimki güya hasta olduğunu ve gidemeyeceğini söylemiş. Israr kıyamet derken gitmişler. Oraya varınca ne kadar doğrudur bilmiyorum istifra etmiş. Sonrasında da bayılmış. (Daha önce gözümün önünde bayıldığından nasıl bayıldığını biliyorum. Bu nedenle buna da inanmıyorum.) Herkes panik halinde ambulans çağırmış. Tansiyon düşmüş ve ambulans alıp hastaneye götürmüş. Eşim ambulansı nasıl ikna ettiğini anlamadığını söylüyor. Kafasını sertçe çarptığını söylerse, travma ihtimali nedeniyle ambulans hastaneye götürmeye mecbur kalır deyince düşüncemi mantıklı buldu. Yoksa orada tansiyonu dil altı ile kontrol altına alırlar zaten. Yani konu tansiyon değildi. 

O akşam küçük eltimin eşi, eşimi almaya gidince, eltim panik halinde beni aramıştı. Bende durum aşırı rahat. O sırada akşam yemeği yememiştim ve yemek ısıtıyorum falan yani. Durumu kısaca ona anlattığımda, neden böyle yaptığını anlamadığını söyledi. Durum aslında çok basit. Kocasını düşmanı gibi görüyor ve hayatını zindana çevirmek, huzur vermemek, ilgi çekmek adına her şeyi yapıyor. Özellikle de hastalıklar icat ediyor ki, sürekli kocasının ilgisi üstünde olsun. Adam diken üstünde yaşasın. Küçük eltim çok şaşkın. Kafasının almadığını söylüyor. Bende ona daha bilmediği o kadar çok şey olduğunu söylüyorum. 

Bu olaydan sonra hafta içi bir gün köye gitmek üzere kararlaştırılmış ve benimde son dakika haberim olmuştu. Gidip gitmemek arasında kararsız kaldığım halde gitmeye karar vermiştim ama yemek meselesi bende sıkıntı olduğundan evde yiyip gidecektim. O sırada biriyle telefonda konuşuyorum. Arkadan ısrarla büyük eltim arıyor. Olmadı mesaj atmış. Acilen onu aramalıymışım. Önemli bir şey olduğunu zannederken telefonda yemek meselesiyle ilgili konuşuyor. Ben evde yiyeceğimi söyledim. Kendisi tavuk olduğunu ve aç gelmemi söyledi. Biraz tavuk varmış. Bize yetermiş. Ben biliyorum yetmez ama bir şey de demedim ve karnımı bir güzel doyurup gittim. Zira telefonda beş parça tavuk olduğunu ve bana da bir parçasını vereceğini söyledi. İyi de ben sadece tavuk yiyebiliyorum. O benim dişimin kovuğuna yetmez ki. O esnada bana asıl bombayı patlattı. Ben biliyorum yemek için aramadı. Artık kendisinin de benden olduğunu söyledi. İlk önce anlamadım. Ne demek istediğini sorunca, yemesine, içmesine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Bu esnada tansiyonunu anlatıyor falan. O kadar ilgisizim ki konuşmalarının çoğunu Allah biliyor ya can kulağı ile dinlemedim. Lakin konuşmasının bir yerinde doktorun rapor verdiğini söyledi. Meğer tansiyon ilacı için rapormuş. Holter takılmadan, verdiği ilacın üstündeki etkisini görmeden, yeterli mi, değil mi olduğunu anlamadan nasıl olup da rapor çıktığını sorduğumda ağzında saçma sapan şeyler gevelemeye başladı. Al bir yalan daha. Tansiyon hastası biri olarak söylüyorum ilk elden hemen rapor çıkmıyor. Holter takılarak gece uykuda tansiyonun kaça kadar çıktığı, gün içinde kaç olduğu ölçülüyor. Sonrasında doz ayarlaması yapılıyor. Yani öyle selamün aleyküm, aleyküm selam al sana rapor diye bir sistem yok. 

Geçiyorum bunu madem ilaca rağmen bir haftadır tansiyon düşmüyor, neden doktora gidip ilacını değiştirmiyorsun ya da neden dil altı hapı vermedi? dediğimde uydurmaya devam ediyor. Kullanmaya devam etmeliymiş. Doktora sordun mu? dedim. Yok. Tansiyon hastalarına ilk ilaç verdikleri dönemde ani yükselmelere karşın dil altı hapını mutlaka veriyorlar ki, onun gittiği kardiyoloji uzmanı vermemiş. Bana aile hekimi vermişti. Yani kardiyoloji uzmanının bilip, aile hekiminin bilmediği ne olabilir ki? de ona bu ilacı vermemiş. Bunu da geçtim. 

Aylar önce beyin damarlarında daralma var diye ortalığı inletmişti. Şimdi de diyor ki beynim de kist varmış. O baskı yapıyormuş. Arkadaş dün olmayan kist bir gecede mi oluştu? diye sormazlar mı? Yani neresinden tutarsan tut, elinde kalan bir durum. Kadın resmen hastalık hastası. Hastaneye gitmeyi, ilaç kullanmayı meziyet sayıyor. Ben resmen ilaçla yaşayan biri olarak söylüyorum günlük içtiğim ilaçların haddi hesabı yok. Vitaminler, bağırsak, mide düzenleyiciler, kan ilaçları, alerji ilaçları. Bunları kullanırken neremi bozduklarını da hiç bilmiyorum. Üstelik ben kilo vermeye başladıktan bu yana yani yaklaşık dokuz aydır tansiyonum normale döndüğünden tansiyon ilacını bıraktım. Sadece bu süreçte birkaç kez sinirsel olarak tansiyonum yükseldi ve o nedenle kullandım. Ben ilaçları bırakmaya, bu da hayatına dahil etmeye gayret gösteriyor, değişik. 

İşin en kötü kısmını da aslında kendisi göremiyor. Bir laf vardır ya hani 

"Her zaman doğruyu söyleyin; ne dediğinizi hatırlamak zorunda kalmazsınız." 

Ben bu sözü çok severim. Hayatımı da hep bu söz üzerine inşa ettim. Bana zararı da olsa doğruyu söylemekten asla vazgeçmedim. Ama o her defasında farklı bir hikaye uydurup, sonra dediklerini de unuttuğundan söylediklerinin yalan olduğunu ne yazık ki ortaya çıkıyor. Bunu sadece bende değil aslında, çevremdeki herkes fark ediyor. Ama ortam bozulmasın diye kimse sesini çıkarmıyor. Hoş çıkarsak bile zaten anlayabilecek kapasite de değil. Bahaneleri bitmiyor, inkar yoluna gidiyor. Bunu eşinde de, zaman içinde yaşadığımız bir çok olayda da gördük. Tek sıkıntım eşim, abisiyle birlikte çalıştığından olayların fazlasıyla içindeyim ve ucu bize de dokunuyor. Abisi çalışmadığında, eşimde çalışamıyor. Hâl böyle olunca da ben sinirden deliriyorum. Yoksa onun nasıl bir hayat yaşadığı umurumda değil. Ortaklık zor iş. Hele akraba ortaklığı daha da zor. Her olayın ister istemez içinde buluyorsun kendini. Lakin bizim rızkımıza yaptığı saçmalıklar nedeniyle engel oluyor ve bu son zamanlarda ayyuka çıkmaya başladı. Zaman ne gösterir bilinmez ama bende sabrımın sınırına yaklaştım. Ki ben kendimi biliyorum. Bir konuşmaya başlarsam sonucu ne olursa olsun susmam. Ben konuşmaya başladığımda eşim de susmayacağımı bildiğinden sakin olmamı ve karışmamamı istiyor. Çünkü nevrim döndüğünde kimseyi dinlemem, kimseyi takmam. Hayatta tek dinlediğim kişi eşim olmasına rağmen eşimi bile gözüm görmez. Bu nedenle sabır gösteriyorum ama benim sabır taşım da çatladı, çatlayacak.