18.08.2026 Günlük

 

Saat : 14:41

Dün saçlarımın diplerini boyatmaya gittim. Normalde tatile az kaldığından gitmeyecektim ama beyazlar hayat mottomu düşürdüğünden kendimi sabah sabah kuaför koltuğunda buldum. İnsanın kendisine bakması önemli. Önce ben demeyi öğrendiğimiz zaman hasta olmayız. Bunu yıllarca yapamamış, hayatını hunharca kullanmış biri olarak söylüyorum ki büyük hata.

Kadın kuaförleri aslına bakıldığında yazmak için çok güzel yerler. Süper ötesi karakterler var. Hani düşünsek bulamayız ya. Hah işte aynen o türden. Gelen telefonlardan, müşteri diyaloglarından ve kuaförün onlara göstermiş olduğu sabırlardan kaç ciltlik ansiklopedi çıkar bilmiyorum. Hatta arkası yarın, radyo tiyatrosu da olur. O derece bereketli yerlerdir kuaförler. Bende kendime düşeni tabii ki de aldım oradayken. Gelen bir kaç müşteriyi karakter olarak önce zihnime, sonrasında ajandama kaydetmek suretiyle ölümsüzleştirdim. Ne demişler, "Bir yazar her şeyden beslenir." Tam söz böyle de olmayabilir ya da ben mi uydurdum bilemiyorum. Söz doğruysa da kimin söylediğini de bilmiyorum açıkçası ve güzel söze ne denir.

Dün eve geldikten sonra sanırım güneş çarpması olmuşum ve üstüne de balık yiyince bende durumlar felakete dönüştü. Mide-bağırsak aksı ikili şekilde süper ötesi çalışmalarına başladılar ve bende ishal, kusma olarak geri dönüşü oldu. Öyle ki, bir ara içtiğim bulantı hapı bile işe yaramadı. "Sağlık en büyük servet." Bunu anlamayanlar aslında ne büyük hatalar ediyorlar bir bilseler. Mesela böyle düşünürken, dünyadaki savaşları çok anlamsız buluyorum. Şunun şurasında herkese yetecek kadar dünya var. Herkese yetiyor ama biz neyi paylaşamıyoruz? Bbilemiyorum. Neyse daha fazla bu konulara girmek istemiyorum. Zira bugün sakinlik istiyorum. 

Akşam biraz iyi oldum ve uyku saatim geldi. Yattım ama uyumak ne mümkün. Bu defada bir kaşıntı tuttu ama derimi parçalayacağım neredeyse. Kol bitiyor, bacak, sonra başka bir yer. Nedenini de anlamadım. Alerjik desem faranjit için alerji ilacı içiyorum zaten. Sonra nasıl geçtiğini bilmiyorum uyumuşum. Lakin gece bu defada ağrıdan çok sık uyandım. Velhasılı dün gece kötüydü. Hoş dün akşamda kötüydü.

Bugün sabah erken kalkamadım ve namaz gitti. Gece o kadar uyanmaya sabah 06:36 da uyanmış olmam bence yine de başarı. Hoş 04:30 da uyanmam gerekiyordu ama yapacak bir şey yok. Güya bugün dans edecektim ama sabah arkadaşım K. aradı. Evden taşınacaklar ve kocası da yeni eve gitmişken azıcık dertleşmek istemiş. O nedenle spor yalan oldu. Akşam saatlerinde yoga ile telafi etmeyi umuyorum. İnsanın düzeni şaştı mı, toplaması zor oluyor. Sabah geç kalkarak günü kaçırmış olmamı saymıyorum. Eskiden uykunun insana iyi geldiğini savunurdum ama şu kısacık hayatta ihtiyaçtan fazla uyku, israf resmen. Zaman israfı, ömür israfı. Elbette bende genç kızlık zamanlarımda bıraktıklarında yirmi dört saat kesintisiz uyurdum. Şimdi bu zamanların kayıp olduğunu düşünüyorum. Hele ki yazılacak o  kadar yazı, okunacak o kadar kitap, görülecek o kadar yer, dinlenecek o kadar şarkı, izlenecek o kadar film, dizi ve tiyatro oyunu varken. Daha neler neler var yapılacak. Sayfalar dolusu yazsam bitmez. Hayat ise malum kısa. O zaman uyku yeteri kadar olsa yeterli. Fazlası elbette zaman israfı. 

Osman Balcıgil kitaplarını okumaya devam ediyorum. En son Yeşil Mürekkep ve İpek Sabahlık okumuştum. Şimdi Cahide Sonku'nun hayatı olan Kızıl Çengi kitabını okuyorum. Okudukça insan "Ne hayatlar varmış, insanlar neler yaşamış?" Demekten kendisini alamıyor. Bakalım Cahide Sonku'nun hayatı nasıl bitecek? Hoş nasıl bittiğini biliyorum ama neler yaşadığını öğrenerek, hayata nasıl veda ettiğini de öğrenmek istiyorum. 

İnsan hayatta okudukça kendisine bir şeyler katıyor, katmaya devam ediyor. Öğrenme nasıl olsa bitmeyen bir yolculuk. Sürekli öğreniyoruz ve kütüphaneye geri döndüğümden bu yana bende okumak istediğim kitaplar sayesinde çok şey öğrendim. Açıkçası kitap almaya artık para ayırmak istemiyorum ve uzun zamandır da kitap almıyorum. Zaten elimdeki kitapları da henüz bitiremedim. Şöyle de bir strateji geliştirdim. Evdeki kitapları tatillerde okuyacağım. Uzun yolculuklarda ve şezlongda. Kütüphaneyi ise evimdeyken. Böylece hem evdeki kitaplarımı, hem de kütüphanedekileri okuyabileceğim. Kimseye hak geçmesin öyle değil mi?

Akşam yemeği için bugün kıymalı makarna yapacağım. Ancak mantı makarnadan olacağı için yalancı mantıda denilebilir. Ah canım nasıl istiyor, nasıl çekiyor anlatamam. Ama lahmacun krizinden sonra ne yazık ki boğazıma taş çakıp, oturmak suretiyle bu yemeklerden uzak kalmaya maalesef devam ediyorum. Kendime Masterchef Rıfat'ın yaptığı kağıtta tavuk var. Lakin dünkü mide sorununu düzeltmeye çalışırken bir saatlik pişme süresinden sonra diğer yüzünü çevirmem gerekiyordu. Unutmuşum aklıma geldiğinde bir tarafı süper ötesi çıtır olmuş. Kötü mü? Değil ama çevirsem iyi olacaktı. Sağlıkla uğraşırken, yemeği ocakta unutan ben. Ben yiyeceğim içinde sıkıntı yok. 

Küçük eltim tatile gitti. Büyüğü köyde kim görse kışlık yapıyor. Paylaşım yapmaktan kışlık yapmaya fırsatı oluyor mu acaba? Tartışılır. İnsanın sinirlerini zıplatmaktan öteye geçmiyor. Son zamanlarda fazlaca gözüme batıyor. Kendi kendine bir tansiyon çıkarttı. Güya tansiyon hastasıymış. Birisi hasta olmaya görsün. Mutlaka onda da o hastalıktan olması lazım. Son zamanlarda kendine hastalık bulamıyordu. Çok şükür ki bende on yıldan fazla olan tansiyonu kendisine empoze etmeyi başardı. Ancak bunu yaparken söylediği yalanlar, doktora gidiş sürecini anlatması o kadar tutarsız ki, yalanlarını yakalamak paha biçilemez. Çünkü öncekinde söylediğini diğer defa anlatınca farklı anlatıyor. Yani söylediği yalan olunca unutuyor. Hatta bu süreçte o kadar ileri gitti ki, gecenin üçünce burnu kanamış ve kocasıyla da kavga ettiği için ona haber vermeden, kendisi taksiye atladığı gibi soluğu acilde almış. Durumunu anlatmış, hatta daha da ileri gidip sağ tarafına inme indiğini, yüzüne felç geldiğini söylemiş. Acildekilerde iğne yapmaları gerektiğini, bu iğne sonucunda belki de yoğun bakıma almaları gerektiğini söyleyince, o kadar erkeklik taslayıp, soluğu acilde alan sevgili eltim bu sefer soluğu telefonda almış. Kocasına ihtiyacı yoktu vesselam ama işin içine yoğun bakım girince el mecbur kuyruğu kıstırıp kocasını aramış. Adam yataktan nasıl kalkıp, hastaneye nasıl geldiğini bilmiyor. Lakin bu kadar tantanadan sonra o iğneyi de yaptırmamış. Çünkü gerçekten inme inse ya da öyle olduğunu düşünseydi ne pahasına olursa olsun o iğneyi olurdu. Zaten olaylardaki tutarsızlıktan birisi de, acilde gerçekten böyle bir iğne yapmadan önce hastanın fikrini alıyorlar mı? Bu süreç gerçekten yaşandı mı? Burası da elbette muamma. Belki de bunları da kendisi yazıp oynadı, bilemiyorum.

Daha önceki senelerde de yüz felci geçirip, birkaç saat içinde hemencecik düzeldiğini düşünürsek, ben yine bu olanlara inanmıyorum. Eşim hastaneye yanlarına gittiğinde yüzünde kayma görmediğini söyledi. Yani yine doktorlara da yalan söyledi. Geçiyorum bunu, eşim onu hastanede gördüğünde sağ tarafını kaldıramadığını söylüyor. Ayağını sürümek suretiyle doktorların yanına girip çıkıyormuş. Ben eşime hep söyledim yalan söylüyor, sonuçlarında bir şey çıkmayacak, görürsünüz kocasına sırf eziyet olsun diye yapıyor diye. Ve dediğim gibi oldu. Tertemiz, pürü pak sonuçlarımız oldu elimizde. Çünkü vakti zamanında kocası fabrikada çalışırken başı ağrıdığı için kocasına işten izin aldırarak hastaneye götürmüş insan bunu yapan. Daha neler neler. Elbette ki, bu olanlara ben hiçbir zaman inanmadım. İnanmam da. Zaten gerçekten bir şey olsaydı (Olmasını istediğimden değil asla. Allah herkese sağlık sıhhat versin.) o dünyayı başına toplardı. Nitekim hastanede gidilmedik bölüm, yapılmadık tahlil, çekilmedik ultrasonografi, MR., tomografi, röntgen aklımıza gelebilecek tüm her şey yapıldı. Yetmedi araştırma hastanesine sevk ettiler. Ve sonuç her şey normal. Çünkü o kafadan kontak. Nasıl bir ütopya içinde yaşıyorsa, neyin kafasındaysa sürekli hastayım diye geziyor. İki gün kocasını tüm işlerinden ettikten sonra tertemiz sonuçlar ile hayatına devam etti. Ah bu arada o aksayan kol, bacak, güya felçli yüzü de  hastaneye gittiği günün sabahında, yaklaşık beş saatin sonunda düzeldi. Ben felç geçiren, inme inen kaç kişi gördüm ve öyle saatler içinde ne yazık ki düzelemedi. Uzun süren fizik tedavi seansları bile oldu. Keşke herkesin süreci bu kadar kolay olsa. Ama işte yalanı devam ettirmek büyük sıkıntı. O nedenle de oynamak yerine, iyi oldum demek daha kolay.

Aslında bu konunun devamı da var lakin bugünlük bu kadar yeter. Önce yoga, sonrasında akşam yemeğini hazırlamam gerekli. Bu nedenle de arkası yarın yapayım.