16.08.2026 Günlük

 

Saat : 05:36

Gece uyanmaları canımı sıkmaya devam ederken, sabahları mala bağlamış şekilde uyanmaktan nefret ediyorum. Sıcakların etkisi midir? Yoksa benim vücudumun huysuzluğu mudur? bilinmez ama biraz daha böyle devam ederse ciddi anlamda uyku ilacı alarak uyumayı düşünüyorum. Her ne kadar sabahın kör, zibil saatinde uyanıyor olsam da, kafamı halka arza açmam kahve içme saatini bulunuyor ne yazık ki. Hoş erken kalkmak benim seçimim o konuda bir şikayet sahibi değilim. Tek sıkıntım gece uyanmaları. Bir ara ne güzel düzene girmişti. Gece uyanmadan sabah oluyordu. Bu sıra yine bir şey var ama çözemedim. Şu uyku çayların dan mı alsam acaba?

Son zamanlarda aslında alt yazılı dizilerimden her sabah bir bölüm izleyeceğim diye kendime söz vermiş olmama rağmen, ne yazık ki bir türlü fırsat bulup izleyemedim. Sabahları dizi izlemiyorum ancak o güzelim sessizlikte namaz sonrasında gelen huzuru da üzerine ekleyerek balkonda kitap okuyorum. O dinginlikte güne kitap okuyarak başlamak çok iyi geliyor. Ama şu dizilere de el atsam iyi olacak. 

Dün akşamı evde yalnız geçirdim. Oğlum motosikletiyle dolaşmaya, eşim köye gitti. Bende son zamanlarda daha bir üstüne düştüğüm yazılarıma, arka planda da tiyatro oyunlarını dinlemeye kendimi adadım. Her ne kadar karşımızda olan düğün sesinden beynimin içinde davullar çaldıysa da, yapacak bir şey yoktu. Zaten o düğün nedeniyle akşam yogamı da yapamadım. O seste zaten sakin kalmak mümkün değildi. Ankara'nın Bağları şarkısında yoga değişik olurdu elbette. Yavaş geçişlerde de bir çiftetelli patlattık mı al sana yoga seansı. Neyse ev halkı uyurken yaparım belki de bilemiyorum. 

Dün yapacağım uskumru bugüne kaldı. Akşam yemeği yemek istemedim. Eşim ve oğlumda yemek istemediklerinden balık menüsü bugüne sarkmış oldu. En azından  bugün "Ne Pişirsem?" sorusu sorulmayacak.

Bugün pazar olması nedeniyle ev ahalisi evde. Pazar kahvaltısı eşliğinde dizi izlemenin keyfi paha biçilemez. Kahvaltıyı oğluma yıkmak suretiyle bende yazılarıma devam edeceğim. 

Oğlumla bir kaç aydır fazlasıyla tartışmaya başladık. Ergenlik dedik, büyüyor dedik ama artık işler iyice çığırından çıkmaya, her şeye cevap vermeye ve hiçbir şeyden memnun olmamaya kadar geldi. Bir şey söylüyoruz, bir oflama bir puflama, her şeyi o mu yapacakmış, çöpü neden şimdi atıyormuş, odasını toplamasına gerek yokmuş, evi süpürmeye ne gerek varmış. Daha neler neler. İnsanın sinirlerini zıplatıyor. Haziran ayının sonunda şehir dışına çalışmaya gitti. Babası o kadar söylediği halde, geçen yıl çalıştığı yerde çalışmaktan imtina etti. Kendilerine göre bu yeni neslin sürekli bir bahaneleri var. Oradaki dede ile anlaşamıyormuş. Dede dedikleri de iş yeri sahibinin babası. Ya sana ne adamdan. Laf söylüyormuş, bilmem ne. Söyleyebilir, tıka kulağını işini yap. Zaten en fazla üç ay çalışacaksın. Neyin kafası bu anlamıyorum. O adamları istemedi, sonrasında Çeşme'de bir restaurantta iş buldu. Gitti ama ne gitmek dördüncü günün sonunda soluğu Çanakkale'de başka bir otelde aldı. Orada da bir gece konakladı ve bir haftalık ülke turundan sonra üçüncü şehirde eve geldi. O kadar anlatmaya çalıştığımız halde bir türlü anlamak istemedi. Özel sektörün acımasız olduğunu, gittiği yerlerde öyle ev konforunda olmayan, pislik içinde yerler vereceklerini ama kafasına dank etmedi. Bizzat yaşayıp görünce, tabiri caizse eşekten düşmüş karpuza döndü. Anne tarafım çok üzüldü ama diğer tarafım zerre kadar acımadı. Biz anlatınca anlamadı. Hoş daha nevresim ve yastık götürmeyecekti. Hatta ben çift çarşaf verdim ki iki kat serip temiz temiz yatsın diye. Telefonda bana iyi ki getirdiğini, yatakların leş gibi olduğunu söyledi. Bazen kendimi de eleştiriyorum. Anne olarak çok mu fazla pamuklara sarmaladım diye? Sonrasında yarı yarıya gibi bir sonuç çıkıyor. Tecrübe etmeden bazı şeyleri öğrenemez ama sanırım ben kendi ailemden görmediğim ilgiyi, yol göstericiliği oğluma vermeye çalıştım. Bazı yerlerde haklıyken, fazla korumacı tavrımla sanırım hata ettim. Burnu sürte sürte öğrenmeliydi belki de. İşte anne yüreği dedikleri nokta burada devreye giriyor ama bazen bu konuda kendimi de frenlemem gerekiyordu. Bir çok şeyden memnun olmamasında benim de rolüm var belki de. Kendimi de pamuklara sarıp sarmalayacak halim yok. Bu konuda hatalıymışım. Geçen akşam yemeğinde yine onun takip etmesi gereken bir başvuru süreci vardı ve benim takip edeceğimi düşünerek atlamış. Babası sonuçların ne zaman açıklanacağını sorduğunda, başvuru yapmadığımı söyledim. Öylece kalakaldı. Babasının yanında artık hiçbir şeyine karışmadığımı, kendisi takip etmezse bir çok şeyin bu başvuruda olduğu gibi bir yerlerinde patlayacağını söyledim. Hatta bu takipsizliği nedeniyle ilk yıl üniversitede hazırlık sınıfını da kaçırdığını söyledim. O kadar alışmış ki bana güvenmeye takip etmek aklına bile gelmiyor. Diyorum ya, kendi ailemin bana yapmadıklarını yapmak istedim ama bende sınırı bilememişim. Onların ki fazla umursamaz, benim ki ise fazla korumacı olmuş. Elbette insan zamanla hatalarını anlıyor ama geçip giden zaman için elden gelen bir şey yok. 

Bundan sonraki süreçte nasıl bir yol alacak bilemiyorum ama öncelikle iki üniversitesini de bitirecek. Bu üniversiteye girebilmek, bu bölümde okuyabilmek için çok uğraştı. Bu kadar emeği çöpe atmasını istemem. Zamanın ne getireceği belli olmaz. O nedenle maalesef ne kadar belge, diploma olursa o kadar iyi. Bunun farkına varmış durumda. Şimdiden MEB onaylı sertifikaları da toplama derdinde. Bazı şeyleri yaş geçmeden, zamanında yapmak çok ama çok kıymetli. Benim zamanımda bu kadar imkanlar olsaydı neler neler yapardım. En başta üniversite okur, o zamanlar daha kolay olan KPSS sınavına girer, sonra da defolur giderdim. Lakin yaşadığım hayattan da pişman olmadım hiçbir zaman. Çok şükrettim ki halen daha şükrederim. Belki gitseydim eşimle karşılaşmayacaktım bilinmez. Her şerde bizim bilmediğimiz, hayrımıza olan bir şey mutlaka vardır. Buna ben çok inanırım. Allah'ın hikmetinden sual olunmaz hiçbir zaman. Belki de devlet memuru olacaktım ama kadir kıymet bilmez bir eşim olacaktı. 

Zamanında yaşadığım şeylerin sadece benim başıma geldiğini düşünüp, her şeyi ben mi çekeceğim? Neden böyle oluyor? diye çok düşünür, çok üzülürdüm. Yıllar geçtikçe şöyle bir geriye dönüp baktığımda ne kadar gereksiz şeyler için ömrümü tüketmiş, zamanımı boca harcamışım. Ne büyük hata. Özellikle değmeyecek insanlar için canımı sıkmak ne büyük aptallık. Hayatından çıkart, olsun bitsin. Ne diye günlerce, gecelerce düşünüp canını sıkıyorsun ki. İşte hep diyorum ya, tecrübe yenilen kazıkların bileşkesidir. Şimdi dünya yansa yorganım yok içinde. Bir tek konu kalmıştı oğlum. Onu da artık hallettiğimi düşünüyorum. Hayatı boyunca ben ve eşim yanında olmayacağız. Geçen akşam ki yemekte, "Bana bir şey olsa, ne yapacaksınız? çok merak ediyorum." diye sorduğum zaman, oğlum hemen "Allah'ım seni başımızdan eksik etmesin!..." diye cevabı yapıştırdı. Dedim ki; "Herkesin bir süresi var. Şimdi ben her şeyinizi yapıyorum. İleride evlendiğin zamanda senin ajandanı ben takip etmeyeceğim çocuğum." Eşim bana destek verirken, oğlum sessiz kaldı. Öyle ya. Ben bu zamana kadar her şeyinizi yaptım ama senin de taşın altına elini koymanın zamanı geldi de, geçiyor bile.