13.08.2026 Günlük

 

Saat : 16:10

Dün akşam saatlerinde gelen bir mesajla canım sıkıldı. Açıkçası insanların bu pervasızlıklarına anlam veremiyorum. Nasıl bir kafayla, nasıl bir ruh haliyle bazı şeyleri karşı tarafa anlatma cesaretini buluyorlar, hiç kafam almıyor.

Mesaj çocukken aynı mahallede büyüdüğümüz, oyunlar oynadığımız ama genellikle her defasında onun ve ablasının küserek, diğer çocukluk arkadaşım H. ile bizim yakın olmamızı çekemeyen B.'den geliyordu. Sadece "Nasılsın?" diye sormuş ve devamında benim ailemle yaşadığım sıkıntılar gibi, kendisinin de annesi ve ablasıyla miras davası yüzünden aralarının bozulduğunu, annesinin ablasıyla yakınlık kurarak kendisini dışladığını yazıyordu. Mesaja cevap vermedim. Canımın sıkılma nedeni ise tamamen insanların başkalarının hayatına bodoslama dalma hakkını nereden bulduğu ile ilgili. Kaldı ki çocukluk dışında kendisiyle hiç görüşmediğim gibi, yıllar önce numaramı da nereden bulduğunu bilmiyorum. Bana sadece o zamanlar numarasını kaydetmem için mesaj göndermişti ve bende geçmişe binaen kaydetmiştim. Sonrasındaki iletişimimiz bayram, kandil ve cuma mesajları şeklinde ilerlemiş, bunun dışında yine yüz yüze görüşmediğimiz gibi, telefonun diğer ucundan sesini dahi duymamıştım. Yani velhasılı kelam bana bu kadar içini dökecek, senin derdini dinleyecek kadar bile yakınlığımız yok. Ayrıca miras meselesi dedikleri nedir hiç bilmiyorum? Zira bildiğim bir tane evleri vardı ve onda da annesi oturuyor zaten. Neyini paylaşılamıyor olduklarını anlamış değilim ki, ilgilenmiyorum da. Cevap olarak ne yazmamı isterdi bilemiyorum ama ben maalesef kimseye kendimi çöp tenekesi gibi kullandıramam kusura bakmasın. Aklı sıra ben mesajdan gaza gelerek onu arayacağım, o bana içini dökecek ve onun annesi ile ablasını çekiştireceğiz. Ayrıca benim ailemle yaşadığım sıkıntı maddi değildi ki? Elma ile armudu karıştırmamak gerek. Parasal olsaydı zaten şimdiye kadar kaç kere çözülmüş olurdu. Lakin mesele daha da derin. O nedenle ben senin lağım çukurun olamam, seni dinleyemem. Zaten ben artık kendimi bile dinlemeyi bıraktım. O yüzden bu konu beni aşar hacı emmi. Başka tarafa park et.

Dün meteor yağmuru varmış ve sevgili büyük eltim kocasını da alarak izlemeye gitmiş. Elbette bu tür şeyleri kaçıramazdı değil mi? Düne kadar hastalıktan geberiyordu, yersen tabi. Her zaman ki gibi yine kocasının burnundan getirmek amacıyla entrika peşinde. Artık onun yaptıkları normal geliyor, daha fazlasını yapamaz dedikçe yine level atlıyor ve bizi şaşırtmaya devam ediyor. En sonuncu olayları zaten nirvana oldu. Ama bugün bu konuda daha fazla yazmayacağım. Başka bir gün anlatırım. Şimdi onunla daha fazla canımı sıkmak istemiyorum. 

Bu aralar şişkinliğimle başım dertte dersem yanlış olmaz. O nedenle pek sevdiğim yer fıstıklarına da bir süre ara verme kararı aldım. Ama tatilden bu yana nasıl alıştıysam, resmen bağımlı gibi her gün akşam saatlerinde arıyorum. Lakin bende abarttım son zamanlarda. Şimdi yalan mı söyleyelim canım. Allah'ın bildiğini de saklayacak halimiz yok. Özellikle tatilde akşamları çayla birlikte pek güzel gidiyordu. 

Bu sıra yine Osman Balcıgil kitaplarına sarmış durumdayım. En son Sabahattin Ali'nin hayatı olan Yeşil Mürekkep ile Suat Derviş hayatı olan İpek Sabahlık okudum. Sırada Kızıl Çengi Cahide Sonku'nun hayatı var. Açıkçası bazen kendimi sorguluyorum. Eskiden sanırım çalışma hayatının verdiği yorgunlukla, sadece mutlu sonla biten aşk kitaplarını okumak isterken, şu anda o tür kitaplar bana çok boş geliyor. Özellikle Osman Balcıgil okumaya başladıktan sonra kendimde sürekli bir yazma aşkı depreşti. Suat Derviş mesela çok şaşırttı beni. Nasıl bir hayat? Nasıl bir yazma aşkı? Aynı şekilde Sabahattin Ali'nin hayatı. Onda ki yazma aşkı da Suat Derviş'ten aşağı değil. Aslında geçmişe baktığımız zaman eskilerin yazma aşkı bence daha fazlaymış. Üretkenlikleri, hayata bakışları bile bambaşka. Günümüze geldiğimizde kendi adıma söylemek gerekirse onların yazdığı kadar yazmıyorum ya da yazamıyorum. Mesela kesintisiz saatlerce ve daktilo ile yazmışlar. O zamanın şartlarında bir kitaptan kaç kopya edebilirsin mesela? Bunları düşündükçe cidden zoru başarmışlar. Yerine göre bazı günler ben günlüğümü bile yazmaya üşeniyorum, araya bir şey giriyor neyse ne yani. Ama sonuç olarak günün sonunda o günkü günlüğümü yazmamış oluyorum. Bir ara çok disiplinli şekilde sabah yazılarımı yazıyordum. Sabah aklıma gelenleri yazıyordum. Onları da bıraktım.  Buna tekrardan başlamak lazım. Kitap çıkarmak istiyorum ama oturarak olmuyor bazı şeyler. Kendime bir harita belirleyerek yol almam lazım. Yaş geçiyor. Oysa kafamda çok fazla kitap projesi var. Lakin hepsi taslak şeklinde bekliyor. Yazmayınca bekler elbette. Neyse bugünden itibaren başlıyorum. Yarın demiyorum. Bugünü milat olarak sayıyorum ve aklıma gelen şeyleri yazmaya başlıyorum. Neyi, nerede kullanırım bilinmez ama yazmadan da bilinmez demi?