09.08.2026 Günlük

 

Saat : 09:26

Yine günlük yazmamamın üstünden neredeyse iki ay gibi bir zaman geçmiş. O kadar çok şey oldu ki, hangisini anlatsam, nereden başlasam bilemiyorum. En iyisi yakın geçmiş olur herhalde. 

Dün sabah eşimin anne ve babası kahvaltıya geldi. Güya babam sabah onda kalkıyormuş, onların gelmesi öğle saatlerini bulurmuş. Bende sabah namaza uyandım ancak bir gün öncesinde çarşı, pazar işleri derken fazlasıyla koşturduğumdan dolayı sanırım kafamda bir yat modu vardı. Biraz uzandım derken uyandığımda saat dokuzu geçiyordu. Eşim işe gitti. Oğlumda kursa gidecekti. Evde ekmek olmadığından anneme gelirken ekmek almasını söyledim ama bir de ne duyayım bizim eve yaklaşmışlar. Benim kafa bir milyon, sabah kahvemi bile içmemişim. Haliyle canım sıkıldı. En azından insan evden çıkarken bir arar değil mi ama? Apar topar üstümü değiştirebildim sadece ve kapı çaldı. Tabi kahvaltının hazır olmadığını görünce biraz bozuldular. Hemen kahvaltı isteyip, istemediklerini sorduğumda biraz dinleneceklerini söylediler. Bende bu sırada balkonda onlarla birlikte sabah kahvemi yudumladım. Çok şükür kahve gibisi yok. Kahveden sonra biraz kendime gelmiş şekilde kahvaltı hazırlıklarını giriştim. Yeni aldığım kocaman tavaya yumurtalı patates yaptım. En sevdiklerimden olur kendisi. Çok şükür bunu yiyebiliyorum. Kahvaltıdan sonra eşim ve oğlumda geldi. Onlarda kahvaltı yaptılar. Annem çarşıya gideceğini söyleyerek çıktı. Babam ve eşim artık bacakları sallanmaya başlayan sandalyeleri babamların arabasına yüklediler. Sandalyeleri değiştirmem gerekiyor ama şu sıra işlerin azlığı nedeniyle kıpırdayamıyorum. Lakin kötü durumda olanları da ayak altında istemiyorum. Babam muhtemelen ben yakın dedim ama tamir edip köyde kullanacak. Ne yaparsa yapsın bizim evden çıksın da. Eşimde yeniden işe, oğlum ise ders çalışmaya kütüphaneye gidince evi süpürmem gerektiğinden hemen temizlik işlerine giriştim. Ah bir de peçete faciası yaşadım sabah sabah. Şortumun cebinde kâğıt mendil unutmuşum ve siyah çamaşırlar bir güzel peçete olmuş. Haliyle balkonda kurutmaya çalıştığım çamaşırları kuruduktan sonra bir de kurutma makinesine atarak peçeteler gitsin diye uğraştım. Hepsi çıkmamış ama çoğu zaten ec kıyafeti olduğundan çokta dert etmedim. Sadece gezinirken etrafa dökülecekler. Evde tüy fırçası yoktu ve dolayısıyla da yapacak bir şey yoktu. Bunu eşim ve oğlum yapsa bir dünya söylenirim elbette. Ama kendime de söylenmedim değil. 

Temizlik bittikten sonra eşim geldi. Akşam yemeği, "Bugün ne yesek?" sorusu her gün malum tüm kadınların klasik sorunu halinde. Dokuz aydır lahmacun krizinde olan ben, dün yemek yapmaya da mecalim olmayınca hem belki düzelmişimdir, hem de nefsimi körlemek adına eşimle lahmacun sipariş etmeye karar verdik. Ah ne büyük hata. Ne büyük pişmanlık. Sabaha kadar canıma ot tıkadı desem az bile kalır. Böyle bir ağrı, böyle bir şişlik yok. Bu zamana kadar yaşadıklarımın yanında az kalır. Yemekten yarım saat sonra başlayan şiddetli ağrılar, hamile ya da daha doğru ifadeyle doğuma gidecek gibi bir karın ile sabahı sabah ettim. Nasıl bir amelsizlik ki bu ağrının geleceğini bile bile ben o lahmacunu yedim. Ne gereği vardı? tadını bildiğim şeyi bu ağrıyı çekme pahasına mideye gönderdim. Bağırsağımla zaten kötü olan aramı daha da kötü yaptım. Akşam hemen bağırsak boşaltıcı ilacımı içtim ama ne fayda. Onunda bir etkileşim süreci var. Sabaha karşı yavaş yavaş tuvalete çıkmak suretiyle rahatlamaya başladım ancak bundan sonrası daha da sıkıntı. Bu defa da ishale bağlandığından basuru azdırıyor. Hadi bu defada onu düzeltmek için ilaç iç. Yok bundan sonra ne olursa olsun İBS yaramayan hiçbir şey yemem. Gerçekten de artık yiyemiyorum. Çok acı, çok kötü ama maalesef böyle. Mide kabul etmiyor. Bağırsaklar isyanda. İnsan nefsi her şeyi istiyor ama sağlık olmayınca hiçbirinin bir anlamı yok. Mesela normal beslenme düzeni olan biri benim şu yaşadığım süreci anlayamaz ki, anlamıyor da. Yaşamayan bilmez dedikleri ya da amiyane tabirle "Eşekten düşenin derdini, eşekten düşen anlar."