09.06.2026 Günlük

 

Saat : 08:04

Sabah sabah huzur içinde sabah yazılarımı yazarken, sabahın kör saati dediğimiz zamanda yan apartmandan gelen sabahın güm güm sesleriyle tüm huzurum kaçtı. "Sabah sabah derdiniz nedir arkadaş?" diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Gündüzler torbaya mı girdi de, insanlar ya sabahın kör saati, ya da gecenin kör saatlerini iş yapmak için seçerler hiç ama hiç anlamam. Sanırsın dünyada bir tek onlar yaşıyorlar. İnanılır gibi değil. Gürültü bir saatin sonunda kesildi ama benimde huzurum kaçmıştı.

Bu sabah yine çok güzel spor yaptım. Akşam yogalarına sarmaya başladım. Şu anda iyi gidiyor. Vücut bıngıl görüntüsünü azıcık atarsa daha da iyi olacak. Ama en güzel şeylerden biri de kıyafetlerin bol gelmesi. Gerçi eşim bu konuda yeniden gardrop düzmem gerektiğinden dolayı biraz mutsuz olsa da, yapacak bir şey yok. Sanırım bu gidişle sıkılaşırken bir on kilo daha veririm diye düşünüyorum. Ayaş termal sularına rağmen benim bağırsaklar kendi özerkliğini ilan etmiş durumda. Dışarıdan gelen hiçbir müdahaleyi takmıyor. Az önce teyzem aradı. Kolonoskopiyi merak etmiş. Olmadığını duyunca üzüldü. Bende üzüldüm teyze ama elden gelen bir şey yok. 

Bugün eşekten düşmüş karpuz gibiyim. Sırtım ve bacaklarım isyanlarda ama onları takmıyorum. Üzgünüm bu zamana kadar yattıklarınıza sayarsınız. Dans neyse de, pilates, yoga, bosu ball, mekik, plank, pilates çember sıkma nereden çıktı der gibi ağrı durumuna geçtiler. Salın gitsin kiloları, sıkılaştırın kasları sizde rahat edin, bende. Sonrasında bu kadar ağır egzersiz yapmam ama şu dönemde el mecbur yapmam gerekiyor. Yoksa fena sarkacağım. Bunu hiç istemiyorum. 

Oğlum pazar günü babasına spora başlayacağını, bu konuda benim çok disiplinli olduğumu söylemiş. Evet bende disiplin çok çocuğum senin aksine. Şu finaller bitsin bakalım. Sonrasında seni de kampa alırım. Vücudu aldı başını gidiyor. Yemek desen dikkat etmiyor. Maşallah abur cubur gırla gidiyor. Ama onunda bir yerlerden başlaması gerek. İleride hiç veremez. Söyleyince kızıyor lakin bende onun kötülüğüne söylemiyorum.

Sabah balkonda spor sonrasında kitap okurken, kuş cıvıltıları beni köy ortamına götürdü. Köye gittiğimde çocukken en sevdiğim şey bahçede kitap okumaktı. Yere serdiğimiz kilimin üstüne yatıp, her yerim tutulsa bile kitap okuma devam ettiğim günler geldi aklıma. Bu sıra nedense çok fazla köye özlem duyuyorum. Çocukken kıymetini bilmediğimiz günleri, gün gelip de özleyeceğimizi söyleselerdi sanırım gülüp geçerdim. İnsan çocukken büyümek, büyüyünce de aslında büyümenin bir anlamı olmadığını görüp, çocuk kalmak istiyor. İnsanoğlu garip doğrusu. Bende çocukken on sekiz yaşımda olayım da, neler yapacağım diye düşünürdüm. Şimdi nerede kaldı o yaşlar. O yaşı kaça katladık. Zaman hızlı akıyor. Biz farkına ancak çok sonra varıyoruz ama iş işten geçiyor. Diyorum ya, bu sıra nedense hep eskiyi özlüyorum. Babaannemi, anneannemi ve dedemi. Özellikle bu üçü bende çok derin. Ah bir de amcam. Onu unutmamak gerek. Yapı olarak beni babaannem ve amcama çok benzetirler. Hoş babaannemin gençliğine de benziyormuşum ama çok eski gençlik fotoğrafları olmadığından bunun doğruluğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Lakin fizik olarak olmasa da, yapı olarak onlara benzemekten mutluyum. Hele hele amcam. Onun gibi olabiliyorsam ne mutlu bana. Çok harbi biriydi. Hepsi nurlar içinde yatsınlar. Umarım diğer tarafta onlarla görüşebilirim. Çünkü çok ama çok özledim. 

Karşımda koca bir kase içinde çikolatalar var. Çikolatalarla ilgili bir çok anılar. Çoğu da köyde geçiyor. Neyse onları da başka zaman anlatırım. Şimdi gidip kitap okuyayım. Haftaya kitap yetişmeyecek yoksa ve başka alma hakkım olmadığı gibi, kitabın sonunu da çok merak ediyorum. İflah Olmaz Optimistler Kulübü.