Saat : 09:59
Sabah 04:50 de uyandıktan sonra kendimi sabah yazılarıma verdim. Sonrasında kırk beş dakika yoga ve beş dakika göğüs düzelten egzersiz yaptım. Yoganın insanı bu kadar iyi hissettirdiğini keşke daha önceden keşfetmiş olsaydım. İnsanı o kadar güzel açıyor ki, ilik, kemik her bir hücrenin çalıştığını hissediyorum. Uzun zaman önce başlamamış olduğum için kendime kızıyorum. Lakin zararın neresinden dönersem kârdır. Bunu da kabul etmek lazım. İlk başlangıçta izlediğim ve yağmaya çalıştığım ilk ders videosunu bugün sorunsuz şekilde yerine getirmiş olmamdan dolayı kendimi tebrik ediyorum. İlk seferde ciddi anlamda zorlanmış ve videonun onuncu dakikasını zor görmüş, sonrasında her yerim sızlamak suretiyle isyan bayraklarını açmıştı. Bugün geldiğim nokta da, ki şurada kaç ders yaptım ama vücudumun alıştığını fark ediyorum. Elbette iki elimin üstünde henüz vücudumu kaldıracak seviyede değilsem de, ilk başladığım yerde de değilim. Zamanla daha da iyi olacağımı düşünüyorum. Şayet kendimi iyi hissedersem akşam da yarım saat ya da kırk beş dakika daha yoga yapmayı düşünüyorum. Mesela dün akşam yoga yapamadım. Dün sabah bütün her şeyi bir arada yapmaya kalktığımdan vücut bana dur sinyalleri gönderdi. Zaten akşam yatsı namazını kılmamla, yastığa beş kala zıbarıp yatmam bir oldu. Yeni bir şeye başlayınca insan hemen sonuç almak istiyor ama ters tepince de vites küçültmek zorunda kalıyor. Yogayı her gün ama bosu ball, pilates ve mezdeke dans, zumbayı belli günler yapmayı düşünüyorum. Bakalım ne kadar zamanda vücut şekle girmeye başlayacak. Göreceğiz.
Bugün sabah eşim ve oğlum köye kahvaltıya gittiler. Eşimin kardeşi ile oğulları da onlarla gitti. Ben evdeyim. Zaten yediğim bir şey yok. Millet gözümün önünde yerken benim sadece yumurta salatası yemem de zor oluyordu. Bu nedenle de ben gitmedim. Zaten evde işim var. Tuğla kalınlığındaki kitabı bitirmem gerekiyor. Aklımda yazılacak bir konu var. Onu da aradan çıkarmam gerek. Zaten eltimde gitmedi. Bebek mevlidine gidecekmiş. Babam ben gitmiyorum diye bozuluyor ama yapacak bir şey yok. Sürekli köye gitmek beni yoruyor. Temiz hava, oksijen deniliyor ama ben köye gidince daha çok yoruluyorum. Eve geldiğimde üstümden tır geçmiş gibi oluyorum. Evim candır.
Akşam yemeği için ne pişirsem bilemiyorum. Aslında canım sardalya balığı istiyor. Balıkçıyı arayıp sormak lazım. Hafta sonu şöyle bir sardalya yesek güzel olur diye düşünüyorum. Şöyle yanına da fırında patates. Oh mis gibi.
Dün M. ile konuştum. İki hafta sonra anjiyo yapılacak. Refakatçi olarak gidebileceğim söyledim ama istemedi. Lazım olursa arayacağını söyledi. Allah'ım sağlıkla çıkmak nasip etsin hastaneden. Bayramdan bu yana görüşmemiştik iyi oldu konuştuğumuz. Onun yanına da gitmem gerek ama ne zamana denk gelir bilemiyorum. Gemlik'e gitmeyeli de kaç yıl oldu. Oraları da özledim. Ama en çok M.'yi özledim. Uzun uzun konuşmalarımızı, sabahlara kadar süren sohbetlerimizi. Anjiyosu yapılsın da sonrasına sonra bakarız artık.
Bu sabah kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Sanırım yoga etkisi. Hatta şöyle çıkıp, dağ tepe yürüyesim bile var. O derece huzurlu hissediyorum. İnsan bazı şeylere bazen çok geç başlıyor ama bunları hayatından çıkarmak istemiyor. Gençliğin kıymetini bilemedik. Hor kullandık. Hep o yaşta kalacağız sandık. Şimdi oğluma da söylüyorum ama bir kulağından girip, diğerinden defolup gidiyor. Zamanı gelince anlayacak bazı şeylerin kıymetini. Mesela spor yapmaktan nefret eden ben, spora ayrılan süreyi o zamanlar boşa zaman kaybı olarak görürdüm yalan yok. Yürüyüş falan evet ama diğer sporlar bana gereksiz gelirdi. Hele yoganın gereksiz olduğunu, pilatesin boşuna yorulmak olduğunu düşünmüşlüğüm bile vardır. Gel gör ki, zaman insana tükürdüğünü yalatıyor. Ben bazen bunu yapıyorum. O anda büyük konuşmak gibi gelmeyen sözlerim, sonrasında bana kapak olmak suretiyle tarafıma iadeli taahhütlü olarak geri dönüyor. Mesela zamanında halamın kızı nişanlanmıştı. Nişanlısı askere gidecekti ve o zaman neredeyse iki sene asker yolu bekleniyordu. Nişan sonrasında eve geldiğimizde, çok net hatırlıyorum askere gidecek biri ile hayatta evlenmeyeceğimi, asker yolu bekleyecek kadar salak olmadığımı söylemiştim. Annem bana tövbe etmemi, Allah'ın hacet kapısının açık olabileceğini ve kınadığım şeyle sınanabileceğimi söylemişti. İnsan göz göre göre askerlik yapmamış birisi ile nişanlanıyorsa sonuçlarına katlanır diye söylemiştim. Annem çok yalvardı ama ben düşüncemden vazgeçmedim. Gel zaman, git zaman bu söylediklerim önüme altın tepside sunuldu. Evet askerliğini yapmamış birini nişanlıyken beklemedim. Evlenip, oğlum iki buçuk yaşındayken, oğlumla birlikte bekledim.