Saat : 15.46
Bugün evimde olmak çok güzel, çok şükür. Sabah evi süpürdüm. Öncesinde yaklaşık kırk dakika yoga ve pilates yaptım. Ama kaslar bir haftada o kadar hamlamış ki, her yerim ağrımak suretiyle isyandalar. Dün içtiğim mercimek çorbası ağzıma tükürdü. Ağrıdan ve gazdan akşam yarı uyudum, yarı uyumadım. Bir yanım uyumak isterken, bağırsak hava yolları bu duruma taş koyuyordu. Şükür sabaha doğru biraz daha iyiydim.
Ayaş termallerindeki şifa tatilimiz çok güzel geçti. Su gerçekten de bağırsakları mükemmel ötesi temizliyor. Lakin geldiğimden beri sadece üç kez wc çıkışı olması iyi mi kötü mü bilemiyorum. Hoş dünkü saçma sapan beslenme düzenimin de bu konuya katkısı olduğunu unutmamak gerek. Ayaş içmecelerinin yeri çok güzel, orman içinde huzur veriyor. Lakin çok fazla doğa olunca börtü böcek olayı beni sıkıntıya sokuyor. Bir yerlerden böcek, kertenkele vs. çıkacak diye aklım başımdan gitti. Suyu içerken çok güzel bir sistem kurdum ve her türlü detaya harfiyyen uydum. Ancak teyze ve amcalar suyu içip oturduklarından, sonrasında suyun kendilerine iyi gelmediğini iddia etmek suretiyle yakınıyorlardı. Oysa ki suyu içip yürümek, sonrasında suyu içmek ve yeniden yürümek şeklinde olayın gelişmesi gerekiyordu. Kaldı ki, bu suyu içtiğin zaman katı beslenmemek bağırsakların yorulmaması adına çok çok önemli. Suyun zaten müshil etkisi bulunduğundan kolon temizliği yapıyor ve haliyle insanı halsiz düşürüyor. Bu süreçte ağır yemeklerle, bağırsağa ekstra yük bindirmemek gerekiyor. Ama akşam yemeklerinde, kahvaltılarda gördüğüm tablo ise içler acısı. Ekmeğin gözüne gözüne vurmak suretiyle tereyağ, reçel, bal ile et yemeklerini çok güzel götürdüler, afiyet olsun. Birkaç kişiyle çeşme başı muhabbeti sırasında durumu anlatmaya çalıştığımda herkes kendine göre bahanelerle haklı çıkmaya çalıştı. Bende uyarmaktan vazgeçtim. Bana ne. Şifa için geldiğin yerde üç gün boyunca boğazını tutsan ölmezsin ama hem karnım doysun, hem pastam bütün dursun kafasında olunca olmuyor işte. Ne diyeyim, kendileri bilirler.
Eylül ayında şayet iyi gelirse yeniden gitmeyi, hatta bu defa kayınvalidemleri de götürmeyi düşünüyoruz. İnşallah iyi gelirde ikinci defa cilasını çekmek için gideriz. Rabb'im şifa versin inşallah, benimle birlikte tüm hastalara.
Bugün yemeklerden patatesli bezelye var. Dünden pilav ile birlikte akşam yemeği olacaklar. Market siparişi de vermem lazım. Hafta sonuna doğru aradan çıkarırım diye düşünüyorum.
Ayaş termalden dönüşte anneannemin köyüne uğradık. Evde şu anda oturan kimse yok. Dedem ve anneannem vefat edince kapılar kapandı. Arada teyzemler gidiyorlar ama ev gerçekten de üzücü durumda. İçim paramparça oldu. Her yer dökülmeye başlamış. Evi gördüğümde gözümün önüne anneannemin bizi camlarda beklediği anlar geldi. Dedemin traktörünü koyduğu garaj gibi olan sundurmalar yıkılmaya yüz tutmuş. Koyun ağılları, inek damları perişan durumda. Evin içi ne kadar temizlenmiş olsa da toz içinde. Sinek, arı ve böcek ölüleri uzun zamandır kapılarının açılıp, temizlik yapılmadığının işareti. İçinde insan yaşamayınca her yer, her yerde. Kapıları açarken çocukluğum gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Köye gittiğimiz zamanlarda yukarı evlere koşarak çıkmalarım, anneannemin yukarı evde, yazı sıcağında bazlamalar pişirmesi. Bizim içinde küçük külçe bazlamalar yapması. Dedemin sabah erkenden serinlikte tarlaya gitmesi. Öğle sıcağında eve gelmesi, açlıktan ve sıcaktan gözü dönmüş şekilde yemek sorması. Daha neler neler. İnsan oğlu kuş misali. Bir varmış, bir yokmuş. Geriye kalan sadece anılar, hatıralar. Özlemleri hiç söylemiyorum, zira özlem hiç bitmiyor. Yanımızda olsalardı da, azıcık daha nasihat alsaydık diyorum ama koca bir sessizlik geriye kalan. Ne boş şeylere üzülüp, ne boş şeylerle dertleniyoruz. Evin içinde geçmiş gözümün önünden giderken, bayramlar geliyor aklıma. Koyun koyuna yattığımız, yer bulamadığımız zamanlar. Şimdi evde koskoca bir sessizlik. Büyükler gitti. Bizlerinde zamanı yavaş yavaş geliyor. Bizim çocuklarımızda bizim için aynılarını söyleyecekler. Şimdi kıymet bilmiyorlar ama zaman geçtikçe anlıyor insan. Yanımızda, yöremizde bir büyüğümüz olsa, şöyle dört başı mamur sohbet edebilsek diye. Ama yanlarında olmadığımızda anlayacaklar lakin iş işten geçmiş olacak.
Köy çıkışında mezarlığa uğradık. Anneannem ve dedem ayaklı, başlı defnedilmişler. Ağlamaktan okuduğum duanın bile farkına varamadım. Aslında anlatmak istediğim ne çok şey olmasına rağmen, konuşamadım. Evlerinden bahsettim biraz. Bakmaya kıyamadıkları, bin bir emeklerle yaptıkları evlerinden. Daha fazlasına nefesim yetmedi, boğazım düğümlendi. Son kez veda ettim onlara. Bir daha ne zaman gideceğimi bilemediğimden. Bir daha gider miyim bilemediğimden. Zaten bir daha gitmeye yüreğim elverir mi? onu da bilmiyorum. Çok isteyerek gittiğim köyden, derin üzüntü, geçmişe özlem ve derin düşüncelerle ayrıldım.