10.05.2026 Günlük

 

Saat : 06:15

Bugün anneler günü. İnsanların bazı değerleri özel gün adı altında kutlamalarına ayar oluyorum. Neymiş efendim annemizin değerini bilmeliymişiz. Elbette bilelim de, bütün bir yıl boyunca yapmadığını bırakma, sonra kapitalist sistemde bir hediye al ve her şey bitsin öyle mi? Çok saçma. Her gün kıymet bilirsek, bu tarz şeylere gerek kalmadığı gibi, hediye almak için neden birilerinin uydurduğu günleri beklemek zorundayız ki? Benim içimden ne zaman gelirse o zaman hediyemi alırım. İlla ki dayatma günlerde, zoraki hediye almak zorunda mıyım? Üfürükten işler. 

Pazar günlerinin kahvaltı kısmını seviyorum. Şöyle ailecek sofra başında olmak paha biçilemez. Dün oğlumda geldi çok şükür. Bu sabah şöyle patatesli falan bir kahvaltı yapalım. Castle dizisini de bitiremedik henüz. Hoş belki de bitmesini istemiyoruz. Yerine ne koyacağımıza henüz karar vermedim. Dün tesadüfen kitabından uyarlanan Kızarmış Yeşil Domatesler filmini izledim. Oysa ki film 1991 yılında çekilmiş. O kadar eski ve ben denk gelmemişim. Filmi çok beğendim. Keşke daha önce denk gelip, izleseymişim. The Good Doctor dizisini de bitirdim. Zaten çok uzamıştı ve bitmesi de iyi oldu. Otizmli bir doktorun dönüşüm hikayesini izlediğim için mutluyum. Çevrenizde size inanan insanlar olduğu sürece sırtınız yere gelmez. 

Akşama da annemlerde mangal partisi var. Büyük eltim köyde, annesinin evini badana yapıyorlar. Yemeğe yetişeceğini söyledi ama yetişemezse de çok umurumda değil. Milletin keyfini bekleyecek halimiz yok. Saati belli, yeri belli. Şayet işlerinin yetişmeyeceğini düşünüyorsan söylersin ve gelmezsin. Zaten bu sıra yine eşiyle papaz durumlarındalar sanırım. Evelki gün kocasının telefonu faturayı ödemediğinden kapanmış. Eşim beni arayıp faturayı ödememi rica etti. Akşamına nedenini sorduğumda abisinin karısıyla muhatap olmamak için benden rica ettiğini anlattı. Normalde de fatura, ödeme işlerini eşimin abisi takip ediyor zaten. Sadece gecikmeye girdiğinden, ödeyecek yer olmayınca eşinin kredi kartından ödemesi gerekiyormuş. Onunla yüz göz olmamak adına karısını aramamış. Pek muhterem eltim her şeye zaman buluyor da, faturaları ödemeye, eşinin sıkıntılarını anlamaya zaman bulamıyor. Abimin sınavı da buymuş demek ki diye düşünüyoruz ancak bir insan kocasını neden düşmanı gibi görür, bunu hiç anlayamıyoruz. Onun yanında kocasını övmemek gerekiyor. Kadında öyle bir kafa var ki, her şeyin en iyisi sadece onda olacak. Kocası herhangi bir ortamda övüldüğünde evde olay çıkarıyormuş. Bipolar rahatsızlığı var ve bunu kabul etmiyor. Yeni evlendiklerinde ilaçları varmış, düzenli alıyormuş. Evliliklerinin ilk yılı bitmeden ilaçları bırakmış ve sonrasında daha da iflah olmadı. Ne olursa olsun ailesinin bu durumu takipte kalması, eşinin de ilaçlarını bıraktırmaması gerekiyordu. Ne yazık ki bunun sıkıntısını biz çekiyoruz. Özgüven sürekli tavan ve sorsan her şeyi kendisi yapıyor. Çocuklarına abim baktı ama sorsan üç çocuğu tek başına büyütmüş. Ben biliyorum kocasının ne şartlarda çocuklarla ilgilendiğini ki, halen daha üçünün de her türlü şeyi ile kendisi ilgileniyor. Sürekli o haklı ve her şeyin eni o. En güzel, en başarılı, en çalışkan, en vefalı, en iyi ve liste uzayıp gidiyor. Onun ya düşmanı ya da dostu olursunuz. Ama bu durum onun kafasındaki dünyayla alakalı. Ona bir şey yapmanıza gerek yok. Onun için iyi değilseniz, değilsinizdir. Herhangi bir problem yaşamanız da gerekmez. Ağzınla kuş, götünle kelebekte yakalasan kötüsün. Yıllardır bu durumlarından çok sıkıldık ve muhatap olmuyoruz. Hatta onu dinlemiyorum bile. Onu onaylayıp geçmek daha çok işime geliyor. Ne de olsa anlamayacak, ne diye çenemi yorayım ki. Ama bu durumlara rağmen bazen böyle temiz bir kavga edip, hayatımdan defetmek gibi isteklerimde yok değil. Nihayetinde bende insanım ve sabır taşı hiç değilim. Kaldı ki hayatta görüp görülebilecek en sabırlı insanlardan olduğum halde, bazen delirme noktasına geliyorum. Ve kendimi biliyorum, konuşmaya başlarsam, kavga çıkarsa sonuna kadar giderim. O raddeye gelmemesi adına tüm çabalarım. Eşimin de hatırı var. Abisi ile kötü olmasını da istemiyorum. Ama bazen böyle çizgi filmdekiler gibi gırtlağını sıkıp, aklı başına gelene kadar sallayasım da gelmiyor değil. Neyse sakin kalıyoruz. Yoksa bunun devamı kötü gelir.

Dün S. oğlu ile kapışmış. Bu yeni nesil çocukları çok acayip. Anne-babaya saygı yok. Her şeyi kendileri biliyor. Sürekli şikayet halindeler, hayat amaçları yok. Hele bir de istekleri olmasın bak o zaman taş taş üstünde kalıyor mu? Her şeye laf yetiştirmeyi, kendilerini yetiştirmek sanıyorlar. Bizim doğurduğumuz çocuklar bizi beğenmiyor. Anlamıyormuşuz, onlar gibi kafamız basmıyormuş. Senin bildiğini sandığın yerlerde, benim daha ne unuttuklarım vardır evladım. Sen kiminle dans ediyorsun? Kurduğunuz sanal dünyadan çıksanız, aslında bir çok şeyin farkına varacaksınız. Benim oğlanda aynısı. Yeni neslin hepsi aynı. İş yapmayacaklar, ellerinde telefon, dünyadan bihaber yaşasınlar. Mümkünse oda dedikleri inlerinden de çıkartma ve hatta mümkünse okula dahi gönderme. Her şeyi sorguluyorlar, hayatı sorguluyorlar ama sırf kuru gürültü şeklinde. "Buyur o zaman sen dünyayı değiştir." desen onu da beceremezler. Ama her konuda bir fikirleri var. Bak sabah sabah yine sinirlendim. Biz yine bu yaşa kadar bir şekilde geldik ama onlar nasıl yapacaklar bilmiyorum. Geçen hafta mesela eltimin büyük kızına da kızdım. Liseye gidiyorsun. Artık sorumluluk al. Elinde telefon, dünya yansa yorganı yok içinde. Millet sofra hazırlamaya çalışıyor, oturmuş oyun oynuyor. Ben kızınca da bozuldu. Bozulacak bir şey yok. Kaç yaşında insanlar sana hizmet etmek zorunda değil. Zaten hastalık derecesinde, gözlerini ayırmadan bu oyundan neden kalkmazlar bilmiyorum. Hayatları boyunca oyun oynayıp, insanların onlara bakacağını düşünüyorlar sanırım ama öyle bir dünya yok. Bende isterdim zamanında çalışmadan, her ay maaşım yatsın ama kimse bedavadan para vermiyor. Hayatta hedefleri olmayan, mal gibi bir nesil yetişiyor ya. Allah hakkımızda hayırlısını, bu yeni nesile de akıl fikir versin.