26.05.2026 Günlük

 

Saat : 07:18

Bugün bayram öncesi arife günü. Eski bayramları özlediğim geliyor aklıma. Arife geceleri yatarken baş ucumuza koyduğumuz yepyeni bayramlıklarımız ve heyecandan uyuyamayıp, sabaha karşı sızıp kalmalarımız. Uykusuzluğumuza rağmen yine de sabahın kör saatinde uyanıp, bayram namazına gidecek olan babamı uyandırıp, babaannemin sesi eşliğinde bayram namazından dönecek babamı beklememiz. Kurban bayramı olduğunda kurban kesilene kadar beklenen kahvaltı ve kurban ciğeriyle yapılan kahvaltılarımız. Babamın kurbanı parçalarken bizim komşulardan şeker, fıstık toplamaya çıkmamız, biz gezerken gelen halamlar, amcamlar ve kuzenlerimiz. Kurban işi bitince yapılan kavurmalar ve hep birlikte yediğimiz yemekler. Para veren komşuları kuzenlere söylememiz ama komşuların onlara para vermeyişi. Bazen ikinci kez şeker, fıstık toplamaya çıkışımız ve komşuların bize daha önce geldiğimizi söylemeleri ama yine de geri çevirmeyişleri. Bayramın diğer günleri yapılan akraba ziyaretleri ve para verenlere ilk önce gitmek isteyişimiz. 

Ramazan bayramında anneannemlerin köyüne gitmeyişimiz ama kurban bayramının ikinci günü köye gidişimiz. Köye giderken trenle binişimiz ve dedemin traktörüyle tren istasyonuna gelişi. Söğüt ağacının altında bizi beklemesi. Bizim römorka binişimiz ve yaklaşık on beş dakika süren yolculukta esen rüzgarı iliklerimize kadar hissetmemiz. Düşeceğimizden korkan anne ve babamın bizi uyarması. Köyün girişini gördüğümüzde ne yaparlarsa yapsınlar, bizim oturmadan römork tepesinde camdan bizim gelişimizi bekleyen anneannemi görmemiz. Koşarak yukarı eve koşmamız ve anneannemin bize bağırması. Oraya neden gittiğimizi sorması ve bizim yukarı evi hep sevmemiz. Köyde teyzemler, dayımlar ve kuzenlerimizle yediğimiz yemekler, oynadığımız oyunlar. Dedemin mutluluğu, anneannemin herkesin karnının doyması için verdiği yemek telaşı. Ne günlerdi, ne güzel günlerdi. 

Şimdi geçmişe dönüp baktığımda elimizde hiçbir şeyin kalmadığı. Kimsenin kimse ile görüşmediği. Çoğunun ise bu dünyadan göçüp gittiği. Ama gördüğüm bir şey varsa, aile büyüklerinin çocukları derleyip, topladığı. Onlar bu dünyadan gidince kimsenin kimseye saygısının da kalmadığı. Anneannem, dedem ve babaannem. Amcam, eniştelerim ve dayılarım. Hepsi bu dünyadan gitti. Hepsinin ayrı ayrı özlemini çekiyorum. Her birinin hayatımdaki yeri ayrı. Yıllar oldu ailemle görüşmüyorum. Hoş onlarla görüşmediğim için sülalemde benimle görüşmüyor. Umurumda değil. Sadece eski bayramları özlüyorum. Belki de eskilerin güzel olmasının nedeni büyüklerdi. Onlar gidince hiçbir şeyin tadı kalmadı. Köy evi artık ruhsuz. Yıllardır teyzelerimden birinin baba ocağı inadı yüzünden satılamıyor. Satılmasını elbette istemem ama gözümüzün önünde yıkılmasını da istemiyorum. Eskiden küçük dayım sağken en azından yıkılan yerlerini onarıyordu. Artık bakacak kimse yok. Hoş kalanlarında enerjisi yok. En azından biri satın alsa, arada oralardan geçerken anıları tazelemek adına gideriz. Ama bu gidişle bağıra bağıra yıkılıp gidecek. Çok üzülüyorum. Anılarımızın yıkılmasını istemiyorum. İnsanın içi acıyor. Rahmetli anneannem ve dedem o evler için çok uğraş vermişti. En son gördüğümde koyun ağılları yıkılmaya başlamıştı. Şimdi gitsem neresi, ne haldedir bilinmez. Zaman geçiyor, her şey değişiyor elbet. Ama insanın bazı değerleri içinde hep bir yerlerde değişmeden, taptaze duruyor. Hep özlüyor, hep o anları yaşamak istiyor. 

Yarın bayram ve artık o eski bayramlarım yok. En başta aile büyüklerim yok. Yıllar var ki, bayram heyecanım hiç yok. Ne zaman ki dedem ve dayım öldü sonrası da çorap söküğü gibi geldi. Zamanla herkes birbiri ile görüşmemeye başladı. Telefonlar çıktı. İnsanlar artık aramaya bile zahmet etmeden, bayram mesajı ile bayramı kutluyor. Oysa eskiden kaç kuşak önceki akrabalara bile ziyaretlere giderdik. Şimdi ilk kuşak olanları yolda görsek kafamızı çeviriyoruz. Belki de bu kadar küslük olmasının nedeni herkesin haklı çıkmak istemesi. Herkes kendince haklı ve haksız olduğunu düşünen insanlarla görüşmemesi. Aslında anlatılacak o kadar çok şey var ki. 

Bayramları eskisi görmemek ailemle ilgili değil. Onlarla görüşmek ya da görüşmemek bayramlarımı iyi ya da kötü yapmıyor. Ailem zaten hiçbir zaman benim yanımda olmadı. Onlar biyolojik olarak ailemdi ama ben hep tek başınaydım. Tıpkı şimdi olduğum gibi. Onlar diğer iki kızı ile mutlu mesut yaşam içindeler. Ben her daim onlar için ayakları üstünde duran kızları, diğerleri korunmaya muhtaçtı. Zaten başımı okşamışlıkları da yoktur. İçimi acıtan sadece eskisi gibi toplulukla bir arada olmak belki de. Özlediğim şey özellikle anneannem, babaannem ve dedem. Onların yokluğunu fazlasıyla hissediyorum. Onlarla olmak güven, huzur veriyordu belki de, bilemiyorum. Ama keşke yanımda olsalardı da, yine onlarla atışsaydım, azar işitseydim ama nefeslerini hissedebilseydim. Babaannemin nemrutluğunu, anneannemin her daim bitmek bilmeyen tekerlemelerini, dedemin sessiz ama sevecen yüreğini özledim. Nur içinde yatsınlar. 

Bir bayram daha geldi. Buruk, hüzünlü ve artık anlamsız. Bizim çocukluğumuz eğlenceli, yer yer hüzünlü, bazen kavgalı ama yine de dolu dolu anılarla geçti. Şimdiki çocuklar bunlardan da yoksun. Ben ne kadar anlatsam da, oğlum benim yaşadığım gibi bir bayram sabahı yaşamadı. Kayınvalidemlerde bayram kahvaltısına gidiyor olsak da, benim yaşadığım bayram sabahlarıyla kıyas bile edilemez. Eşimin babaannesi vefat ettikten sonra onlardaki bayram sabahları da eskisi gibi değil. Onlarda bir çok kişi ile küsler. Diyorum ya, büyükler derleyip, topluyormuş. İnsanlar belki de birbirleriyle küsmek için onların ölmesini bekliyormuş. Yine de ben yaşadığım çocukluk, bayram sabahları ve her ne olursa olsun bana bu anıların kaldığı için mutluyum ve çok teşekkür ederim. İçimdeki o bayram sabahlarıyla yaşamaya devam edeceğim. Orada bozulmamış, hâlâ temiz kalan bir yer var ve ben burayı kaybetmeyi hiç istemiyorum.