25.05.2026 Günlük

 

Saat : 05:15

İnsan çok değişik bir varlık. Geçmişte zor gelen şeyler, gün geldiğinde hayatınızın merkezini oluşturabiliyor. Tıpkı benim eskiden spor sevmemem, zor gelmesi ve şimdi de spor olmayınca kendimi boşlukta hissediyor olmam gibi. Dün yirmi dakika pilates yaptıktan üç saat sonra on dakika da yoga yapmam gibi. Yaklaşık bir buçuk saat dans edebilirim ama bunlar bambaşka bir boyuta geçmemi sağladı. Vücudum resmen yüz yaşında birinin vücuduna eş değer bence. Kaslarımı hiç zorlamadığımı fark ettim. Pilatesin etkilerini arada direnç lastiği ile çalıştığımdan biliyordum ancak yoga kolay görünmesine rağmen insanı eşekten düşmüş karpuza çeviriyormuş. İnsan evladı parmak ucundan destek alarak, diz üstünde oturmak bu kadar mı zor olur? Videolarını izlediğimde çocuk oyuncağı gibi gördüğüm hareketleri on dakika zor yaptıktan sonra, kendimi nasıl koltuğa attım bilmiyorum. Ama dans etmek gibi, bunun da bir süreç olduğunu biliyorum. İlk başladığım zamanlar yarım saat bitsin diye bakarken, şimdi bıraksan akşama kadar zumba, dans yapabilirim. Pilates dışında yogayı da dahil etmem bence iyi oldu. Esneme sırasında, her yerimin açıldığını, zihnime bile iyi geldiğini fark ettim. Elbette zamanla daha da iyisini yapacağım. Ama başlangıç seviyelerini çok kez tekrar edip, vücudu alıştırarak gitmeliyim. Yaşımın da ilerlemekte olduğunu göz önüne alırsak, aceleye de gerek yok. Zaten acele edecekte bir şey yok. Önemli olan, bir yerimi sakatlama yapmadan ilerlemek. Ellerimin üstünde ters duracak halim elbette yok ama en azından esneklik sağlanması amacıyla yapabildiğim bütün hareketleri de yapmak istiyorum. İleri seviye hareketlerine baktım ve onlar şu anda çok uzak görünüyor. Çalışmayan kasları önce sahneye almak lazım. Sonrasına da sonra bakarız. Geç kalınmış bir atak olarak görmüyorum bunları. Her şeyin bir zamanı vardır. Nasıl ki dansı ve zumbayı yaklaşık altı ay önce hayatıma soktum, yoga ve pilatesi de bundan sonra hayatımda tutacağım. Belki de eskiden en büyük sıkıntım, zayıfladıktan sonra bıraktığım diyetler gibi, o dönemde sadece sporu yürüyüş olarak yapmam, ideal kiloma ulaşınca da diyet ve yürüyüşü bırakmamdı. Gereksizce gelen özgüven nedeniyle her defasında başa sardım. Yıllar içinde alıp, verdiğim kiloların haddi hesabı yok. Spor yapmayı çalışma hayatında aslında şimdi düşününce zaman kaybı olarak görmüşüm sanırım. Bedenimi hiç dinlememiş, kendime gün içinde bir saat zaman ayırmayı da çok görmüşüm. Yıllar geçip, yaş ilerleyip, hayat gençliğe göre daha sakin bir hâl aldığında, bedenime, kendime ne kadar haksızlık ettiğimi daha net görebiliyorum. Oysa ki bu beden bana yaşlılıkta daha lazım değil miydi? Neden daha iyi bakmadım. Hepten de haksızlık etmek istemem ama genel olarak kötü beslendiğimi, iş sırasında neredeyse çiğnemeden yuttuğum lokmaları düşününce, geldiğim noktada bağırsak sağlığımın bozulması da aslında anormal değil. Bazı zamanlar bir ekmek arasını, neredeyse beş dakika bile olmadan mideye gönderdiğimi biliyorum. Patronların bitmeyen istekleri, bitmeyen işler ve aç kalmaktansa mideye bir şeyler göndermek çabası. Öğle arası kavramı hiç denecek gibiydi. Sanki öğle yemeği arasını özellikle bekler gibi bir tavırları vardı. Çoğu zaman masamda çalışırken yediğim ve ne yediğimi dahi anlamadığım öğlenlerin sayısı küçümsenemez. Düşününce kolay bir çalışma hayatım olmadığını biliyorum ama neden itiraz etmediğimi de bilemiyorum. Parasal mecburiyet mi, iş yetiştirme çabası mı yoksa başka bir şey mi? Keşke demenin geçmişe bir faydası yok elbette. Lakin geçmişten ders çıkarmazsam da geleceğimi inşa edemem. Zararın neresinden dönersem bence kârdır. Şimdi düzenli bir beslenme, -hoş mecburen öyle ama elden gelen bir şey yok-, sağlıklı yaşam için kilo verme ve sarmamak adına atılan adımlar. Şükretmek önemli. Buna da şükür. Bu sabah çok zor uyanırım, fazla kas ağrısı olur diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Kas ağrısı var ama dans nedeniyle sanırım fazla etkilemedi. Bugün dans etmeyi düşünüyorum. Pilates bantlarıyla biraz bacak ve karın çalışırım. Zaten fazlası için zorlamıyorum. Ne zaman kaslar isyan ediyorsa, hemen bırakıyorum. Kendimi sakatlamamın anlamı yok. Termale giderken yanıma pilates bantlarını alıp, kasları açmayı düşünüyorum. Şimdi aklımdaki tek şey nefes çalışmalarını da daha iyi bir seviyeye taşımak ve bağırsaklarımı da rahatlatmak. 

Dün Babamı Kim Öldürdü kitabını bitirdim. Çok kısa bir kitap olmasına karşın, anlatmak istediği büyüktü. Ama yine de çok sevdiğimi söyleyemem kitabı. Anlatılmak istenen anlatılmış lakin, çok boşluklar var. Sezgin Kaymaz'ın Kün kitabına başladım. Kitap çok değişik. Bakalım nereye bağlayacak?

Bugün yeğenim gelecek. Aslında dışarı çıkacaktık ama biraz rahatsızmış evde oturmak istedi. Açıkçası bayram üstü benimde işime geldi. Dışarıdaki kalabalıkta, herkes birbirine çarparak gezerken evimde sakin sakin otururum mis gibi. Kütüphaneye iade edilmesi gereken kitabı da oğluma verdim. Kargo geleceği için bir dışarı çıksaydık, o evde kalacaktı. Bu durum onun da işine geldi. Herkes mutlu. 

Akşam yemeği fırında tavuk-patates yapacağım. Dünden kalan makarna da var yeter diye düşünüyorum. Yarın bayram için yemek yapmam lazım. Biz gideceğiz ama oğlum evde olacak. Gerçi sorarım bakalım belki de babaannesinde yemek yer. Belli olmaz. 

Dün sevgili büyük eltimin evlilik yıldönümüydü. Konsere gitmişler yine. Bir de paylaşım yapmış. Geçen bilmem kaç sene de iyi ki sen, biz zaten değişik bir aileyiz. Herkes bilmem nerelerde kutlamalar yaparken, biz sokak lezzetleri ve konserde kutlama yapıyoruz diye. Ya boş versene, biz senin kocan yazmış gibi kendi kendine not yazmak suretiyle, kendine aldığın hediyeleri de, güllerle süslenen masalar olmadan kutlamalara gitmediğin günleri de biliyoruz. Kocan bu günleri unuttuğunda nasıl dünyayı dar ettiğini de. O yüzden kendini anlatma, komik duruyor. Ben dün akşam ne yediğimi unuturum belki de, yıllar içinde kimsenin yaptığını unutmam. O yüzden sanki çok bilinçli bir kadın, evinin geçimini düşünen eş tutumlarını biz yemiyoruz canım. Hadi başka yerde oyna. Kendi kafanda kurduğun dünya nasıl bir yer bilmiyorum ama ben hayallerle yaşamıyorum. Olmamış şeyleri, olmuş gibi göstermen yıllar içinde hem bize, hem de kocana zarar verdi. Hâlen daha bu kafadan çıkabilmiş değilsin ve çıkacağını da düşünmüyorum. Kendince kurduğun ütopik dünya artık mide bulandırmaktan başka bir şeye yaramıyor. Üstelik gerçeği bilenler olarak, sen anlattığında da dinlemiyoruz. "Dinlemiş" gibi yapıyoruz.