Saat : 06:14
Senelerce sabah beşte uyanıp, oğlumun ve eşimin kahvaltılarını hazırlayıp, kendimi servise zor attığım zamanları düşününce, o zamanlar istediğim tek şey emekli olunca akşama kadar yatmaktı. Hatta emekli olduktan sonra başıma gelen olaylar, geçirdiğim ameliyatlar neticesinde aylarca yataktan çıkmadan yattığımı düşünürsek, şimdi sabahın beşinde uyanmak, asıl önemlisi yataktan çıkabilmek gerçekten de şükür sebebim olmalı. İnsan ettiği duaya dikkat etmeli derlerdi büyüklerim. Çocukken bunların anlamı bana boş gelse de, büyüdükçe aslında ne kadar da haklı olduklarını anladım. Emekli olup, yatmak istediğim zamanlarda sanırım ettiğim duaların bir yerinde sağlık kısmını kaçırmış olmalıyım ki, olay aylarca yataktan çıkmadan yatmaya, geceleri uyumadan sabahlamaya kadar gelmişti. O zaman sağlıklı bir ömür diliyorum Allah'ım. Sevdiklerimle, azalmadan, çoğalarak.
Bu sıra Bir Demet Tiyatroyu izlemekten alamıyorum kendimi. Ama yeni bir diziye daha başlamak istiyorum. Alt yazılı dizileri bıraktım ve uzun zamandır izlemiyorum. Oysa ki başlanmış ve devamı gelmemiş fazlasıyla alt yazılı dizim var. Televizyonda izlemem gerekiyor ve ben sanırım bunu vakit kaybı olarak görüyorum. En azından şimdilik oturup dizi izlemeye zaman ayırmak istemiyorum. Aslında bir ay önceydi sanırım, sabah uyanınca dansa kadar bir bölüm izliyordum ama onu da bıraktım. Yazmaya o kadar kaptırdım ki kendimi, cumartesi günü yapılacak kitap kulübü toplantısı için kitabı bile bitiremedim. Bugün kitabı bitirmeyi planlıyorum. Çok kalın bir kitap değil zaten. Hatta bugün bitirirsem yarın kütüphaneye teslim ederim. Sonrasında zaten bayram tatiline girecek. En azından elimdeki kitapları da azaltmış olurum. Ödünç kitap alınca hemen iade etmek istiyorum. Kitabın başına bir şey gelmesinden çekindiğim gibi, o kitabı okumak isteyen kişinin de hakkına girmek istemiyorum. Toplantı için seçtiğimiz kitap Babamı Kim Öldürdü? Bakalım sonu nasıl bitecek?
Dün balkondan dışarıyı seyrediyordum ki, arabasıyla komşum geldi. Biraz balkondan muhabbet ettikten sonra, bizim katta karşıladım onu. Kendisiyle biraz sohbet ettik. Bayram haftası geldiğinden ve annesine temizliğe gitmesi gerektiğinden bahsetti. Her bayram öncesinde yaşadığı gerginlik. Annesinin temizlik yapmaya gücü yetmiyor, yapanın da yaptığını beğenmiyor. Hâl böyle olunca kadın da haklı olarak gitmek istemiyor. Balkondan benim evelki gün temizlik yaptığımı görmüş. Hatta kızına söylemiş. "Komşum temizliğini bitirdi. Bayrama hazır." diye. Aslında bende bu kadar derin temizliğe girmeyeceğimi ama mecburen yaptığımı söyledim. Bu hafta kendisinin de başlayacağını söyledi. Hatta teyzesi ayağını kırmış. Sırf bayram geliyor, millete ayıp olur diye ayağındaki alçıyı çıkaracakmış. Yazık ya. "Elalem ne der?" kafasıyla belki de Allah korusun sakat kalacak hareketler yapıyor. "Ayıp olur." diye söylüyormuş. Ne derse desin. Senin sağlığından daha mı değerli? Bende ameliyat olsa, dikişlerini mi sökecekmiş? diye sorunca komşum galiba sökecekti diye söyledi. Allah insana akıl vermiş ama bazılarındaki düşünememe bambaşka bir boyutta gerçekten.
Komşumun kızının mezuniyeti var. Elbise beğenmiyormuş. Kadın haklı olarak sinir krizi eşiğinde. Bir de nanemolla ki evlerden uzak. Başkasının denediği şeyi denemezmiş, başkasının kıyafetini giymezmiş. Bizim zamanımızda böyle mezuniyetler yoktu. Olsaydı da teyze kızlarından falan bir kıyafet uydursak üstümüze bizden mutlusu yoktu. Vermezlerse diye aklımız çıkardı. Şimdiki nesil varlıktan kuduruyor. Her şeyleri naz, niyaz, beğenmeme. Artık aklınıza ne gelirse her bir kıllık durumları onlarda mevcut. Komşuma da söyledim. Bizim zamanımızda beğenmeme lüksümüz yoktu. Marka nedir? zaten bilmezdik. Şimdiki nesil cidden bir acayip. Anne-babaya eziyetin biri bin para. Hiçbir şeyi beğenmiyorlar. Sonra bu gençler büyüyüp, bize destek olacaklar, zamanı geldiğinde gerekirse bize bakacaklar. "Tırnağın varsa, uyuzunu kendin kaşı." diye boşuna dememişler. Bunlardan gelecek keramet Allah'tan gelse. Bu gençliğin eline düşürsek vay halimize.
Arkadaşım K.'yı aradım. Kayınpederi tatile gittiğinden, kayınvalidesi onlarda kalıyormuş. Telefonda konuşamadığından, mesaj yazdı. Neymiş, korkuyormuş. Yalanın kuyruklusu. Kızın başına ekşiyecek, dili şişmiş, konuşmaya anlatmaya yer arıyor. Öyle korku olayı falanda değil. Hatta yaptığı yemeklere karışmaya başlayıp, az yapmasını söylüyormuş. O da haklı olarak en sonunda paylamış. Evde sadece onun olmadığını, eşinin ve oğlunun da olduğunu, sadece onun için yemek yapılmadığını söylemiş. Haliyle bozulmuş ama bozulacak bir durum da yok. Sen oraya misafir olarak gelmişsin. İnsanların ev düzenine, ne yapacağına hatta ne kadar yemek yapacağına ne diye karışıyorsun? Bırak kim ne yaparsa yapsın. Ama insanoğlu maalesef böyle. Her şeye karışıyorlar. Sonra karşısındaki insanın tepesi atıp, ağzının payını verince de, üzülüp, bozuluyorlar. Eşim hep derki; "Babaannem yüz on yaşına kadar yaşadı. Neden biliyor musun? Kimsenin işine karışmazdı."