09.05.2026 Günlük

 

Saat : 05:50

Bu sabah çok şükür saatimde uyandım. Sabah sessizliğinde yazmayı da, sabahın hayrını üstüme çekmeyi de seviyorum. İnsan güne ne kadar erken başlarsa o kadar güzel oluyor. O dingin saatlerde herkes uyurken sabah rızkını almakta çok önemli. Rahmetli anneannem ve babaannem çok kızardı. "Günü göbeğinize doğurmayın." derlerdi. Yani sabah erken kalkın ve rızkını alın. Geçmişe bakınca aslında onların çok haklı olduklarını da zaman içinde anlıyorum ama onlar maalesef artık hayatımızda değiller. 

Oğlum bugün gelecek inşallah. Kamp sırasında sanırım bayağı yorulmuş. Dün fotoğrafını gördüm. Ayrıca incecik gitmeyi düşünen çocuğum, üstüne bir şey aldığı halde hasta olmuş. Anne sözü dinlemiyorlar, yalın ayak başı kabak dolaşıyorlar. Hastalığa açık çek yazıyorlar. Ben söylenince kötü kadın Müzeyyen oluyorum. En sevdiği yayla çorbasını yapayım da, gelince sıcak sıcak içsin. Akşam yemeği için yine derin düşünceler içindeyim. Dünden az balık var ama yetmez. Yanına balık çorbası çıkarayım. Eğer doymazsam bir tane de ton balığı yerim. Kendime başka yemek yapmayacağım. Eşime ve oğluma bol domatesli ve sarımsaklı biber kızartması yapmayı düşünüyorum. Üstüne şöyle sarımsaklı yoğurt. Kahvaltı yapmayı seviyorlar, yanına da çay demlerim. Oh mis. 

Bu sabah mide-bağırsak aksında bir ağrı var. Bu kabızlıkla mücadele için yapmadığım şey kalmadı ama hiçbiri işe yaramıyor. İBS uygun beslenmeye başladıktan sonra çok şükür eskisi kadar uzun zaman aralıklarıyla değil ama yine de yeterli değil. Huzursuz hissediyorum ve hayat kalitemi derinden etkiliyor. Çok yoruyor. Yemek yemeğe korkar mı insan. Maalesef korkuyorum. Bak şimdide sabah guruldamaları başladı. Bağırsaktan gelen sesler evdeyken sıkıntı değil ama dışarı çıktığım zamanlarda ciddi sıkıntı yaratıyor. Bazı günler evden çıkacağım ama sırf bu ağrılar nedeniyle yolda tuvalet ihtiyacı olursa diye çoğu şeyi ertelediğim de oluyor. Ciddi sıkıntı içindeyim. Bugün aslında ishal yapıcı ilacı içsem mi diye diye düşünüyorum. Neyse bugünde karnıyarık otu tohumu içeyim. Eğer öğleden sonrada hareket olmazsa ilaca kalacağız sanırım. 

Son zamanlarda anı yaşamak, geçmişe takılmamak, kendime yük edinmemek tarzında bir çok video karşıma çıkıyor. Ben bunların tesadüfen karşıma çıktığını düşünmüyorum. Nasıl ki bazı kitaplar yıllarca kitaplığınızda dursa bile okumazsınız ama bir an gelir, elinizde o kitabı okurken, bazı şeylerin daha iyi farkına varırken buluruz kendimizi. Bu videolarda tevafuk şeklinde karşıma çıkıyor bana kalırsa. Hani tesadüf yoktur, tevafuk vardır ya. Ben buna çok inanıyorum. Bazı insanlar zaman zaman hayatımıza girer ve çıkar. Her insandan öğrenecek bir şey mutlaka vardır. İyi ya da kötü. Hepsi bize birer ders ve tecrübedir. Bu videolarda aynen öyle. Nasıl ki bu sıra bir çok şeye tahammül edemiyorsam, bu izlediklerimde beni destekleyici türden. Sanırım artık benim tahammülüm bitti. Bunu son zamanlarda daha iyi anlıyorum. Dün diğer korodaki hocaya mesaj attım. Kadın zahmet edip bir geçmiş olsun bile demekten aciz. O koro ile de bağımı kopardım. Bana iyi gelmeyen, beni yoran ve strese sokan her şeyi ve herkesi hayatımdan çıkartmaya devam ediyorum. Koroya iyi hissetmek için gidersin ama strese sokuyorsa hiç gerek yok. Hani derler ya; "Benim canım sıkılıyorsa, sizinki de sıkılsın." Bu kafa kimilerine göre yanlış olabilir ama hep söylediğim gibi, ben taşıyabiliyorsam eğer onlarda taşıyabilir. Hayatımın iplerini başkasının eline vermek niyetinde değilim. Yıllarca zaten hep başkaları ne der, aman elalem bir şey demesin, tadımız kaçmasın diye yaşadık ve sonuç ne oldu. Hep kazık yedik. Mesela halama da acayip taktım bu sıralar. Bayramdan bu yana insan evladı bir ara değil mi? Aramamak ya da telefonları açmamak için hep bir bahanesi var. Hasta. Ama birileriyle bir şeyler yaparken, bir yerlere giderken maşallah gayet sağlam. Bunu sosyal medyaya koyacak kadar mecali var. Ama aramayı hep karşı taraftan bekliyor. Hoş bekliyor ama aradığın zamanda telefonları açmıyor. Zaten ben bu kafayı oldum olası anlamıyorum. İnsanlar telefonlarını neden açmazlar. Müsait olmasan bile olduğun zaman geri dönmen gerekmez mi? Ama yok sen telefon açmayınca senden kötüsü olmuyor. Bu zamana kadar hep bir tarafın idaresi ile bir yere kadar taşınmış ilişkiler, bir yerden sonra o kişinin de taşıyamaz duruma gelmesiyle yıkılıyor. Hani derler ya; "Kırk yıl sırtında taşırsın da, bir gün indirdiğinde senden kötüsü olmaz." diye. Bu durum gerçekten de öyle. Yıllar içinde geldiğim noktaya baktığımda, bazı köprüleri ayakta tutan hep ben olmuşum. İnsanları hep idare etmiş, "Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey!..." modunda bir şeylere gözümü kapatmışım. Dışarıdan bakıldığında sanki bu noktaya hemen gelmişim, sanki herkesi bir anda siliyormuşum gibi görünüyor ama gerçekler öyle değil. Sırtındaki yük arttıkça, taşıyamaz oluyorsun. Altında eziliyorsun. İnsanların seni çöp tenekesi gibi kullanmasına, işleri düşünce aramasına tahammül edemiyorsun. Bir süre sonrada, belki de en olmaması gereken noktada ipler kopup, kendi yoluna bakmaya başlıyorsun. Kendi adıma uzun yıllar mücadele edip, köprüleri yıktıktan sonraki rahatlama hissi paha biçilemez. Ama itiraf etmem gereken bir şey var ki, bunu o olayın içindeyken göremiyorsun. Ne zaman bir aydınlanma gelip, kendini kullanılmış ve salak gibi görmeye başlıyorsun. O zaman bazı şeyler daha netleşiyor. Ve işin güzel tarafı da şu nefes aldığını hissediyorsun. Hayatındaki toksik ilişkilerden kurtulup, kendin için, ailen için zaman ayırmaya başladığında aslında değmeyecek, sana sadece ihtiyacı olduğu anda arayan insanlar için ne çok zamanını harcadığını görüyorsun. Lakin bu aşamada da gelen o aydınlanma var ya; o çok iyi. "Zararın neresinden dönersin kârdır."