Saat : 05:37
Bugün günlerden Hıdırellez. Çocukluğumda hıdırellez denildiği zaman çok heyecan duyardım. O zamanlar sokakta yakılan ateş üstünden atlarlardı. Ben atlamıyor olsam da, yapılan eğlenceyi severek izlediğimi anımsıyorum. Sanırım Trakya'da düzenlenen Kakava şenlikleri gibi oluyordu. Şimdilerde ateş yakmalı şenlikler kalmadı. Başka yerlerde var mıdır bilemiyorum ama en azından benim yaşadığım yerde görmüyorum. Sadece dün yıllar sonra ilk kez balkondan bakarken gördüğüm bir ateş yakma ritüeli vardı. Lakin ateş üstünden atlıyorlar mıydı? göremedim. Beni çocukluğuma götürdü. Rahmetli babaannem ve komşu teyzeler her yer is oluyor diye çok kızarlardı. Sabaha kadar o ateş sönmeden yanar ve bizde izlemek için evdekilerin izin verdiği sürece ateş etrafında tahta oturaklarımıza oturarak izlerdik. Çocukken ateşe bakarak ne düşündüğüm hiç aklımda değil ama şimdi olsa eminim hiçbir şey düşünmeden sadece terapi gibi alevlerin dansını izlerdim. Geçmişi, anılarımı ve özellikle de çocukluğumu çok özlüyorum. Belki çok mutlu bir aile yaşantısı yoktu ama çocukluğum güzel geçti. Sokakta oyun oynayan, komşu teyzelerin elinden sana yağlı ve salçalı ekmek yiyen son neslin çocuklarıydık biz. Ne mikrop, ne güven kaygısı olmadan, bahçelerine girip su içtiğimiz günlerde çok ama çok mutluyduk. İnsan yaş aldıkça kıymetini daha iyi anlıyor ama o zamana dönebilmek mümkün olmuyor. Ah çocukluğum keşke seni geri alabilsem.
İki ders oldu koroya gitmiyorum. Haberde vermedim. Bakalım hocanın geçenlerde söylediği gibi başlarının üstünde yerimiz var mıymış, herkes onun için ayrı ayrı değerli miymiş görelim. Bunun kendini değerli göstermekle alakası yok. Canı istediklerini mi arıyor, yoksa herkes onun için kıymetli mi görelim bakalım.
Bugün akşam oğlum üç gün sürecek Afyonkarahisar'da düzenlenen Gastronomi Aşçılık Kampına gidecek. Üniversiteden onun seçilmiş olması çok güzel bir durum olmakla birlikte Açıköğretim Fakültesi sınavları bir yerimizde patladı. Bu dönemki dersler maalesef kaldı. Bu gidişle zaten ikinci üniversite yalan olacakta bakalım hayırlısı. Zaten kayıt olmayı hiç istememişti ama beni de zinhar anlamıyor. Sanki ben onun aldığı diplomayla iş yapacağım. Yeni dönem kayıtlarında mırın kırın ederse asla kayıt yaptırmayacağım. Okumak istemiyorsa kendisi bilir. Sonra kafayı çok vurur da, geçmiş olsun. Yeni nesil çocuklarına laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor.
Dün sabah kuaföre gittim. Normalde dün konser olacaktı ama iptal olunca kuaför randevumu iptal etmedim. Dip boyası yaptırdım ve modum düzeldi. İnsanın kendisi için bir şeyler yapması da çok kıymetli. Nasıl olsa evde oturuyorum diye kendini salan insanları anlamıyorum. Hiçbir şey yapamıyorsan, kendin için en azından yürümek gerektiğine inanıyorum. Kıymetini bilmediğimiz şeyler, aslında her gün şükür sebebimiz ve kendimize ne kadar iyi bakarsak, o kadar mutlu oluruz. Sağlık için değil sadece, Ruh sağlığı içinde önemli şeyler. Bazen benimde kendimi saldığım, hiçbir şey yapmadan öylece belki de boş bir duvara bakarak geçirmek istediğim günler oluyor. Elbette iyi geldiğini ya da geleceğini düşünüyorsa bunları da yapmalı insan ama hayat kısa. Hayatı da kaçırmamak gerek.
İki gündür devam eden kabızlık beni yine mahvetmeye devam ediyor. Dün ne olacaksa olsun diyerek, biraz abur cubur yedim. Öyle tam bir intihar sayılmasa da, mide-bağırsak kısmının canına okumaya yetti. Uzun zamandır kabuklu yer fıstığı yememiştim ve çayla birlikte kendime ödül denilebilecek kadar izin verdim. Yedikten sonra guruldamalarla bunun doğru bir karar olmadığını anladım ama iş işten geçmiş, ben fıstıkları bir güzel gömmüştüm. Sonrasında şükür ağrı olmadı ama çok şiştim. Zaten kabızlık devam ederken belki yaptığım doğru olmayabilir ama normal insan yediğinde ishal yapan besinlerde bende hiçbir yaşam emaresi göstermiyor. Buradan beni zinhar takmayan bağırsağıma da teşekkür ederim. Beynin değil, senin müdür olduğunu da gösterdin. Tamam en iyi sensin ama bir sal artık arkadaş, yazık günah yani. Ama beni ipleyen kim. Umurunda bile değil. Bugün mecburen boşaltım için hiç sevmiyor olsam da, ilaç içeceğim ki rahatlama sağlansın. Yoksa çatlamak üzereyim.
Akşam yemeğinde hayatımda bir değişiklik yaparak tavuk haşlayıp, suyunu ve etini yemeyi düşünüyorum. İki gün geçmiş üstünden arayı açmamak lazım demi. Eşim ve oğluma da dünden kalan makarna var. Haşlama tavuk ile ikisini yesinler. Başka da yemek yapasım yok zaten. Dünden beri üstümde bir uyuşukluk var ama nedenini bilmiyorum. Dün kuaförden geldikten sonra yemek yedim ve sonrasında yarım saat uyumuşum. Eşim geldiğinde uyandım. Zaten dün yemek düzeni de şaştı ki ondan sonra oldu ne olduysa. Kendime de şaşırıyorum bazen o kadar disiplinli olduğum, yapmamam gerektiğini, dokunacağını bildiğim halde nefsime yenik düşüyorum. Oysa ki irademin çok kuvvetli olmasıyla iftihar ederim. İşte nefis olayı bambaşka bir boyut. Nefsinin kurbanı olmak dedikleri şey var ya, işte tam olarak bu. Ama lahmacun konusunda halen daha kendimi tebrik etmeye devam ediyorum. Beş aydır ağzıma sürmedim. Ama burnumda tütmüyor, hayallerimi süslemiyor dersem de yalan olur. Hamur işi düşkünlüğüm ne olacak bilemiyorum.
Sabah kahve içme zamanı gelmiş bile. Kahve içmem lazım yoksa uyudum, uyuyacağım. Gözlerimi iki gündür zor açıyorum. Nedenini bilemiyorum ama çok uykum var.