Saat : 12:03
Dün hastaneden kolonoskopi randevusunu en sonunda alabildim. Bir aydan fazla bir zamandır randevuların açılmasını beklerken resmen ağaç olup, meyve verecek kıvama geldim. İşin kötüsü de randevu Haziran ayına verildi. Daha da önümde bir aydan fazla zaman var. Evelki gece annemlerdeyken, hastane yakın olduğundan yastığımı da alarak eşimden beni hastaneye bırakmasını rica ettim. Sağolsun benimle birlikte geldi. Eski zamanlarda hastaneden özellikle göz numarası bulabilmek için geceden gidip beklediğimiz zamanları bilirim. O zamanlar aklıma geldi de, halen daha eskiyi kaybetmemişiz. Bize şu tarihte gelin diyerek göndereceklerine, gittiğimizde randevu verseler sanırım günaha girecekler. Zira sistem üstünden değil, kendi yaptıkları listelerle randevu veriyorlar. O zaman biz neden tekrar tekrar gitmek zorundayız? Saçmalıktan seçmeler. Gece gittiğimizde saat on ikiye geliyordu ve önümüzde altı kişi vardı. Eşim benim abarttığımı düşünürken orada olan kişileri görünce bir şeyde diyemedi. Sistem eskisi gibi değilmiş. Millet gece on ikide numaratörler sıfırlanınca numarayı alıp evine gidip, sabah gelip kayıt yaptırıyormuş. Açıkçası numaratör sistemi benim aklıma gelmediğinden dolayı ben orada sabahlamayı da göze almıştım. Böyle olması daha da iyi oldu elbette. Koltuk tepesinde geceden sabaha oturmaktansa, en azından evimin rahat ortamında uyudum. Hoş sabah geç kalırım endişesiyle gece çok tedirgin uyumaya çalıştığımdan doğru dürüst uykumu da alabilmiş değilim ki, dün eve gelince öğlen iki saat uyumak zorunda kaldım. Tansiyon oynadı, baş ağrısı da felaket. Çok şükür bugün iyiyim. Randevuyu da aldım. İnşallah sıkıntısız şekilde geçer ve inşallah bir şey yoktur.
Bu sabah gözümü Ankara'dan arkadaşım M.nin mesajı ile açtım. Sabah namaz sonrasında gün doğumunu balkondan izlemeyi çok seviyorum. O sırada gelen mesaj ile ne olduğunu anlamadım önce. Sonrasında da oğlu çok istediği için bizim şehri gezmeye gelecekmiş ve eğer görüşmek istersem arayacakmışım. Daha önce facebook üstünden mesaj atmış ve ben geri dönmemişim. Çünkü görmedim. Sabah dansını yaptığım sırada bu sefer cevap vermediğim için aradı. Kan ter içindeydim, açmadım. Dans sonrasında kendime geldiğimde aradım. Zor zahmet izin almış ve oğlu çok istediği için yola çıkmış, geliyormuş. Bende müsaitsem görüşecekmişiz. Burada olmadığımı, şehir dışında bir arkadaşımın yanında olduğumu söyledim. Hayatımda ilk kez birine, böyle bir konuda yalan söyledim. Allah'ım affetsin ama pişman da değilim. En son görüşmemizin üstünden belki de beş seneye yakın zaman geçti. Bu zaman zarfında kaç kez aradım. Telefonlarıma, mesajlarıma lütfedip geri dönmedi. Az önce facebook üstünden gönderdiği mesajı da okudum. "Biliyorum, hayırsız diyeceksin. Ne desen haklısın!..." ile başlayan bir mesaj. Yani insanın kendini bilmesi de güzel bir şey elbette. Lakin işin düşünce araman, biraz ayıp olmuyor mu? Üstelik kendi kafana göre benim müsait olup olmadığımı sormadan, günübirlik geldiğin geziyi akşam bizde kalmaya çevirecek kadar da arsız bir tutum içindesin. Birde yazdığına cevap vermedim diye sitem ediyor. "Facebook eşim tarafından kullanılıyor, benim alakam yok!..." deyince bozuldu. "Normal insanlar gibi telefon etseydin ya da mesaj yazsaydın. Senin aksine ben telefonlara cevap veriyorum." deyince sadece "Haklısın" demekle yetindi. Ayak üstü mola yerinde konuşmamız sırasında bana sıkıntılarını anlatıyor. Yarısını dinledim, yarısını dinlemedim. Bunca yıl hayatında yoktum. Şayet değer görseydim sende beni arardın. Demek ki sen beni işin düşünce aranacaklar listesine koymuşsun. Sıkıntılarının olduğunu, ailesiyle geçinemediğini, iş yerinde problemler yaşadığından bahsetti. Herkesin kendine göre sıkıntıları mevcut. Benim de zaman zaman anlatmak istediklerim oluyor. Belki de ben seni aradığımda böyle bir dönemdeydim. Bunu hiç düşündün mü? Benim sana ihtiyacım olduğu dönemde sen benim hayatımda yoktun. Şimdi olsan ne, olmasan ne? Sırf kendine ve oğluna kalacak yer, şehri gezdirmek için rehber aradığının ben farkında değil miyim sanıyorsun? Bende bu yaşa sadece kendimi getirmedim elbet. "Tecrübe yenilen kazıkların bileşkesidir." diye boşuna dememişler. Eskiden olsaydı, senelerdir görüşmesem de, aradıklarında koşarak giderdim ama artık o eski ben yok. Kimin ne için aradığını anlayacak kadar çok kazık yedim. Üstelik sen burada beni rehber ve konaklama hizmetleri dışında, dertlerini dinleyecek bir çöp tenekesi gibi de görecek, evine döndüğünde de aramayacaksın. Ben bilmiyor muyum sanki. Hatta bu defa görüşemediğimiz için kurban bayramındaki izninden bahsetti ki, o tarihte burada olmadığımı söylediğimde de yine bozuldu. Bu defa da on dokuz mayıs için izni olabileceğini, o zaman gelebileceğini söyledi. Bende inşallah bakalım diyerek geçiştirdim. Gelmek isterse yine yokum diyeceğim hatta daha da iyisini yaparak gerçekten de gideceğim. Artık insanların beni kullanmasından, işleri düşünce, dertleri olunca aranan kişi olmaktan çok sıkıldım, hatta dahası yoruldum. Bu zamana kadar hep veren taraf oldum ama bundan sonra azıcıkta olsa alan taraf olmak benim hakkımdır diye düşünüyorum. Bu yüzden ne kadar ekmek, o kadar köfte kafasına geldim. Hatta mümkünse bu kadar zamandır aramıyorsan, bundan sonrada kendini bilip arama. En azından benimde sinirlerimi hoplatma.
Yıllar önce bir arkadaş vardı. Antalya'ya tatile gittiğimizde otelden çıkış yaptığımız gün ona uğramadan dönmek istemezdim. Çünkü her telefonda görüştüğümüzde uğramadan gidiyoruz diye sitem ederdi. Neyse toplamda aralıklı olarak sadece iki kez evine gittik. İlk gittiğimizde yemek yemeden gitmemizi mutlak surette tembih etmiş demiş ve önümüze yemek olarak sadece tatlı koymuştu ki, ben tatlıdan nefret ederim. Oğlum küçük o zamanlar ve çocuk aç. Eşini de çok iyi tanımadığım için yemek istemeye çekindim. Bu nedenle oğlana yanımızdaki tuzlu bisküvilerden verdik. Gece biraz geç olunca uykusuz yola çıkmak istemedik ve birkaç saat yatın öyle gidin diye söylediklerinden dediklerini yaptık. Gece kalkıp gidiyoruz ki, gideceğimiz saati de biliyorlar. İnsan evladı misafirini geçirirsin. Yok karı koca ikisi de uyudu. Biz de kapıyı çekip çıktık. Sabah işe gidecekler dedik. Çok üstünde durmadık. Gün içinde de bir daha arayan soran olmadı. Aradan geçen bir kaç sene içinde ikinci kez evlerine gitme hatasında bulunduk. Bu defa geç kalmayın diyen arkadaş (biz sanıyoruz ki yemeğe bekledikleri için öyle söyledi. Açız bu arada) gittiğimizde mutfakta sofra topluyordu ve "Bizde şimdi sofradan kalktık." dediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Üstelik bu defa aç olup olmadığımızı sormadığı gibi, önümüze de cipsleri getirdi. Çay ve cips ile karın doyurmaya çalıştık. Yola çıkacaktık, yine ısrar kıyamet uyuyup, çıkmamızı söylediler. Eşime karşı yaşadığım mahcubiyet paha biçilemez. O kadar utandım ki, anlatamam. Oğlum bir yandan açım diyor. Çocuğu o halde yine bisküvi ile geçiştirip, gece yola çıkınca bulduğumuz ilk lokantaya girmek suretiyle bir daha o arkadaşıma gitmeye tövbe ettim. (Bu olaydan sonrada -birkaç arkadaşım dışında- kimsenin evine asla aç olarak ne kendim gittim, ne de eşim ve çocuğumu götürdüm. Bana çok büyük bir ders oldu.) Ta çocukluğumuzdan tanıdığım bu insan yıllar içinde evrim geçirmiş, duygusuz, bencil biri olmuş. Misafir ağırlamaktan bihaber. O gün, bugündür o kişiyle görüşmüyorum. Aramıyorum, o da aramıyor. Belki on sene olmuştur. Hiçbir şekilde de eksikliğini hissetmedim. Numarasını engelleyerek, hayatımdan çıkardım. Bazı insanların bazı zamanlarda hayatımıza girmesi ne kadar doğalsa, çıkması da o kadar gerekli. İnsanlar zaman içinde değişime uğrar ama bu kadarını gerçekten bende beklemiyordum. O günden sonra özellikle beni işi düşünce arayan, bana iyi gelmeyen, menfaatleri için beni kullanan herkesi hayatımdan çıkardım. Ve gerçekten de neden daha önce yapmadım diye düşündüğüm çok zamanlar da oldu. Bu kafa çok iyi. Bilmem kaç yaşıma gelmişim, bir bu kadar daha yaşamaya senedim mi var? Kimseyi avutacak zamanım, enerjim ve param yok. Beni de avutmaya biri lazım ama bakayım var mı? YOK.