27.04.2026 Günlük

 

Saat : 06:22

Bu sabah alarmı duymamışım. Dün akşam yatınca hemen uykuya dalamayınca vücut muhtemeldir ki uyuması gereken zamanı tamamlamadan uyanmıyor. Uyanma 05:18 Yine de fazla geç uyanmadığım için mutluyum. 

Bugün kitap kulübü toplantısı, yemek, çamaşır, ev temizliği var. Aslında her şeyi bir kenara bırakarak yatasım da var. Sabah sabah bir makine çamaşır attım zaten. Gözümüzü ev işleriyle açıyoruz. Akşama kadar iş bitmiyor. Eskiden, çalışma hayatındayken "Nasıl yetişiyordum?" diye sorguluyorum. Bazı şeyleri demek ki görmezden geliyormuşum. Aslında şimdide öyle kendimi öldürmüyorum ama nedendir bilinmez sabah bir uyanıyorum, bir bakmışım akşam uyku saati gelmiş. Bazı günler iş yapmaktan kendime ayıracak zaman bile kalmadığını görüyorum. Mutfağa girince kendimi unutup, dizi izlerken kaç çeşit yemek yapıyorum. Hoş yemek yapmak bana terapi gibi de oluyor ama insan yine de bazen hiçbir şey yapmadan mal gibi yatmakta istiyor. 

Dünkü kahve faciası ev halkı tarafından elbette ki eleştirel olarak bana geri döndü. Oğlum bunu kendisinin ya da babasının yapmış olsaydı, benim kıyameti koparacağımdan dem vurdu. Babası da tabii ki onu destekledi. Bense onları umuruma bile takmadım. Ne de olsa babası kılıklı bir oğlum var ve onlarla laf dalaşına hiç giremem. Ne kadar söylesem faydasız. Ben sadece yeni sandalye alınacak diyerek konu kapattım. Evlendiğimizden beri kullanıyorduk zaten ama değiştirmek adına da bir bahane lazımdı. Onu da kendi elimle, ayağımla vermiş oldum. Hoş zaten sandalyeler konudan bağımsız olarak zaten sallanıyorlardı. Sadece çok fazla kullanmadığımız için ben kulağımın üstüne yatmak suretiyle, görmezden geliyordum. Ancak sekiz tane olan sandalyeyi dört tane olarak alacağım. Hatta dün küçük eltimlere gittiğimizde, kahve faciasını anlatırken, annem babama eski sandalyeleri söylemememi, yoksa köye götürüp yine bir yerlere koyacağını söyledi. Babamla sabah konuşmuştuk ve konuyu biliyordu. Çaylarımızı içerken konusu açılınca, babama sobada yakmak suretiyle eskileri vereceğimi söyledim. Aksi takdirde atacaktım. Zaten artık tamirlik bir durumu yok ama tahta giydirmeli olduğundan, sobada yanabilir. Babamla bu konuda anlaştık. Zaten bir yere koyarsa kırılmayanı da ben kırmak suretiyle, sobaya gönderirim.

Dün oğlum dışarı çıkmış, eşim koltukta mayışık televizyonda kanalları zaplarken, ben laptopta Homeland izlerken küçük eltim aradı. Sınavdan gelmişler ve annemlerde orada olunca bizi de yemeğe çağırdılar. Araçla gitmek yerine yürüyerek gittik. Çokta iyi geldi. Hoş eltimin oğlanlarda bana iyi geldi. Hele küçüğü maşallah, sübhanallah. Gelip gelip sarılıyor, kuzum benim. Allah'ım yollarını, bahtlarını açık etsin inşallah.

Sabah kahvesi de bittiğine göre, şimdi dans zamanı. Bir saat tepinip, sonrasında işlerimi halletmem lazım. Akşam yemeği için "Ne pişirsem?" konulu düşünce sistemine hoşgeldim. Bazen bu yemek olayını sanırım biz Türkler olarak fazla abartıyoruz gibi geliyor. Dış ülkelerde sağlıklı, sağlıksız meselesi dışında hemen basit şeylerle geçiştiriyorlar. En azından dizi ya da filmlerde gördüğüm böyle. Biz yok çorba yap, ana yemek düşün hadi yani bir pilav, makarna karbonhidrat çak. Ortaya salata olmazsa olmaz. Ay sabah sabah yine beyin devrelerimi yaktım galiba. En iyisi gidip zihnimi açayım.