Saat : 05:20
Sabah uyanma saatimi beşe çektim. Beş buçuk geç olmaya başlamıştı. Erkenden kalkarak sabahın sessizliğini dinlemeyi seviyorum. Zihnin açıkken, herkes uyurken yazmak da iyi geliyor. Yoksa dünkü gibi araya giren şeyler olunca yazma sekteye uğruyor, hevesin kaçıyor ve aklına gelenler gidiyor. Zaten aklına geldiğinde yazdın, yazdın. Yoksa aklına gelen fikri bırak, kelimeyi bile hatırlayamıyorsun.
İkisi de rahmetli olan Haldun Taner ve Ferhan Şensoy'un bir yazma disiplini varmış. Ferhan Şensoy kendi yazma disiplinini Haldun Taner'den aldığını anlatır bir röportajında. Haldun Taner Ferhan Şensoy'a yazma disipliniyle ilgili olarak; her gün yirmi sayfa yazdığını söylemiş. Sabah erkenden kalkıp her gün yazıyormuş. Ferhan Şensoy her gün yirmi sayfanın ciddi bir sayı olduğunu ve ilhamın nasıl geldiğini sorduğunda, ilham gelmezse gördüğümü yazarım diye cevaplamış. Her gün daktilosunu balkona atıp, çevresinde gördüklerini yazmış. Ferhan Şensoy bu yazdıklarını ne yaptığını sorunca, "Günün birinde içinden bir paragrafı kullanabilirsin de, yazıların hepsini çöpe de atabilirsin. Nasıl ki bir marangoz sabahın erken saatinde dükkanını açar, sende sabah erkenden dükkanını açacaksın." yanıtını almış. Günün birinde bu yazdıklarından Haldun Taner'in Yalıda Sabah isimli hikaye kitabı çıkmış. Hayatta bazı disiplinleri kazanmak adına insanın bu tarz şeyleri dinlemesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çok doğru aslında, nasıl ki esnaf sabah dükkanını açıyorsa, yazmak işi olan birinin de aynı eylemi gerçekleştirmesi gerekir.
İki gündür aslında çok kötüyüm. Yazmayayım dedim ama yazmadan da duramıyorum. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki saldırılar beni çok üzdü. Ülke olarak geldiğimiz noktada herkes kızgın. Lakin kimse yoğurdum ekşi de demiyor. Herkesin evladı elbette kendisine kıymetli. Kimse çocuğunu sokakta bulmadı. Ancak çocuklarımızı yeteri kadar denetliyor muyuz? Kimlerle vakit geçiriyor? Aile olarak ne kadar birlikteyiz? Oturup aynı sofrada aile değerlerimizi, saygı ve sevgiyi aşılayacak hareketlerde bulunuyor muyuz? Okulda herhangi bir sıkıntı çıktığında neden hemen öğretmenlere yükleniyoruz? "Benim çocuğum yapmaz!..." dediğimiz noktada onun çocuk olduğunun ve şekillenmek, hayata adım atmak için bizim yardımımıza muhtaç olduğunun ne kadar farkındayız? Bu böyle devam eder, gider. Daha çok yazacak şey var ama yazsam ne fayda? Allah'ım ölenlere rahmet eylesin. Kalan acılı ailelerine de sabırlar versin. Çok ama çok zor. Sen okula gönder, sonra çocuğunun "Öldürüldü" haberini al. Ülkecek geldiğimiz nokta çok kötü. Allah'ım inşallah böyle bir acıyı bizlere bir daha yaşatmasın.
Bugün koro çalışması var ve pek halim yok. İki gündür geçmeyen kabızlık, şişlik neticesinde salı akşamı ve dün bağırsak ilacını aldım. Maalesef ki bu ilaçta bağırsakları düzenlemek yerine direkt olarak ishale çeviriyor. Bugün yine ağrım var. Öğlen durumuna göre bakacağım ki, ishal devam ederse gitmem de zor.
Akşam yemeği için yine kafamda deli sorular. Benim beslenme düzenim değiştiğinden bu yana ev halkı da doğru dürüst sebze yemez oldu. Eskiden en azından ben yiyorum diye yapıyordum ve mecburiyetten de olsa sebze yiyorlardı. Şimdi hepten bıraktılar. Dün arkadaşım S. ile konuşurken onun da aynı dertten muzdarip olduğunu gördüm. Her gün ne pişireceğini şaşırmış durumda. İşin kötüsü onunkiler benimkilerde daha da huysuz. Onlar hiç sebze yemiyorlar. Yazarken aklıma geldi. Dondurucuda pişmiş ıspanak vardı. Dün domatesli şehriye çorbası yapmıştım. Onunla birlikte yesinler. Kendime de tavuk suyu çıkardım. Yanına da bir ton balığı ile bugünü kapatırım inşallah. Yarına Allah kerim.
Osman Balcıgil'in yeni kitabına başladım ve yarısına geldim. Afife Jale'nin hayatını anlatan kitap, dönemi ve yaşadığı zorlukları görmek adına çok kıymetli. Sahneye çıkan ilk müslüman kadın tiyatrocu olması, o dönemde kadınların tiyatro sahnesi çıkmasının yasaklanması ve her şeye rağmen tiyatro aşkıyla yanıp tutuşan Afife Jale. Sonu muhtemelen hüzünlü bitecek lakin, gösterdiği cesaret örnek alınacak türden. Hayalleri uğruna şu ana kadar okuduğum kısmında çok şeyden vazgeçti ki, bunların arasında babası bile var. Bazı kitaplar hayallerimizin peşinden gitmeyi öğretir ya ama sonuçlarının da olduğu kaçınılmazdır. Afife Jale'nin hayatı da öyle.
Homeland ve The Good Doctor dizileri arasında gidip geliyorum. Birde her gün bir bölümünü izlediğim eski TRT dizilerinden Bizim Evin Halleri. Aslında The Good Doctor dizisi eski heyecanını kaybetti ama bu kadar izledikten sonra da finalini yapmakta istiyorum. İki sezonu kaldı. Zaten seslerini arka planda dinlemek suretiyle dizi izliyorum. Polisiye dizi ya da filmler dışında zamanı verimli kullanmak adına çalışma hayatımdan kalma bir alışkanlık. Zaten zamanında Radyo tiyatrosu, arkası yarın dinlemeye alışkın olduğumdan bu beni hiç zorlamıyor. Çok merak ettiğim bir yer olursa açıp bakıyorum. Seksenler dizisini çalışırken bu şekilde bitirmiştim. Sürekli ekrana bakarak dizi takip etmek zaten bana göre değil. Zaten alt yazılı olan dizilerin de beklemesinin nedeni bu. Ay sabah sabah olmazsa kendime bir bölüm izlediğim alt yazılı dizilerden açayım. Yoksa onlarında biteceği yok. Sabah kahvesi eşliğinde bir dizi keyfi de mi yapmayalım canım. Bağırsak ağrısı devam ediyor. Bu sırada da azıcık dinlenmiş olurum. Spor yapana kadar azıcık dizi keyfi iyi gelecek. Battaniye altında, elimde kahve ile dizi keyfi. Daha ne olsun. Çok şükür.