Saat : 05:49
Çok şükür bugünde uyandık. Güne şükürle başladık ve bu sabaha da uyanabildik. Sabaha erken başlamak kadar güzeli yok. Çalışma hayatında bunun farkına varamıyoruz. Zorunlu kalkmak, zorunlu bir şeyler yapmak noktasında hayatımızdaki bazı güzellikleri göremediğimiz oluyor. İnsana gelen aydınlanmalar belli bir yaştan sonra oluyor. Gençlikte elimizdekilerin kıymetini ne yazık ki bilemiyoruz.
Dün akşam Osman Balcıgil'in Avuçlarımda Hâlâ Sıcaklığın Var kitabını bitirdim. Kitabı beğenmekle birlikte, çok fazla siyasal bilgi içermesi nedeniyle bazı yerlerde sıkıldığımı söyleyebilirim. Siyasal kısmını geçersek eğer, değiştiremeyeceğimiz şeyler için uğraşmak ne kadar çaba gösterirsek gösterelim olmayınca olmuyor. Hani ne yaparsan yap bazen olmaz dedikleri nokta. Yine de okuduğum için memnunum.
Dün tarhana çorbası yerine otururken gelen aydınlanmalarla yalancı kadınbudu köfte diyebileceğimiz bir köfte denemesi yaptım. Közlenmiş patlıcanları nasıl kullanacağımı düşünürken, dolapta yumuşamaya başlamış olan havuçları da kullanarak kadınbudu köfte mantığını uyguladım. Annem kuruyan ekmeklerden kendisi evde galeta unu yapmıştı. Onu da bu arada kullanma şansım oldu. Tabi o kadar güzel görünüyordu ki, hadi dedim bir tane yiyeyim. Yemez olsaydım. Benim mide-bağırsak aksı halen daha çok hassas. Geceden beri ağrım var. Sabahta ağrıyla uyandım. Bu gidişle gerçekten başka bir şey yiyemeyeceğim diye düşünüyorum. O ağrı cidden dayanılmaz. Deneme yanılma yöntemiyle ilerlediğim süreçte beni ciddi anlamda yoruyor. Bakalım ay sonunda kolonoskopi randevusunu alalım inşallah. Ne olacak görelim.
Dün arkadaşım S. ile konuştuk. Kaç gündür fena hasta. Geçen hafta yağmurlu günde yürüyüşe çıktı. Ayakları çok ıslanmıştı. Şimdi yatak döşek yatıyor. Dün biraz daha iyiymiş. Havalar tam hasta olma havası. O da artık bir emekli durumuna geldi. Normalde emekli olduğu halde çalışmaya devam ediyordu. Çalıştığı yer kapatma kararı alında daha fazla uğraşmak istemedi ve inşallah ev hayatının tadını çıkaracak. Hoş iki ay oluyor işten ayrılalı ama bir ayağını uzatıp da dinlenebilmiş değil henüz. İşten ayrıldığını duyan soluğu kızın evinde almak suretiyle, bir huzur vermediler. Yahu bir salın artık. Bir kendine gelsin, bir eve adapte olsun yok. Hatta bayramda, seyranda gördükleri bile gelmeye kalkmış. Sanki düne kadar çok görüşüyorlarmış gibi, bugün hemen gelmeye çalışıyorlar. Önceden de haber veriyorlar ki, hazırlık yapılsın, iyi ağırlansınlar. Börek, çörek, kek artık ne hazırlarsa hazırlayacak tabi. Boşuna mı haber veriyorlar. Ah çıldırmamak elde değil. İnsanların bu yüzsüzlüğünü anlamak hele hiç mümkün değil. Hatta rahmetli babaannesinin komşunun kızı mı neymiş, o bile bende gelmek istiyorum sana demiş. Şaka gibi resmen. Kadın bilmem kaç yaşında, yaşları bile denk değil. Sokakta görüp sadece selamlaştığı bir kadın. Neymiş çok seviyormuş. Her bizi seveni ya da selam verdiğimizi eve alacak olsak, işimiz var. Hiçbir şey yapmadan yedi gün yirmi dört saat misafir ağırlasak yine de bitmez. Bende zamanında buna benzer duruma maruz kalmıştım. Annemin komşusu benim bulunduğum semte taşınınca sürekli gelmek istemişti. Annem her defasında çalıştığımı söyleyip, başında savmış. En sonunda beni aradığında çalıştığımı söyleyince inandı ve bir daha aramadı. Üstelik öyle yüzsüz bir kadın ki, şayet ben onu bir kez evimde ağırlasaydım, kendisinde çat kapı gelme yüzsüzlüğünü bularak, sabahtan gelmek suretiyle akşama kadar oturacak, sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği ile günü tamamlayacaktı. Üstelik benim eşim, çocuğum, işten, okuldan gelmiş zerre umurunda olmayacaktı. Annemden biliyorum. Anneme yakın otururken Allah'ın her günü onlardaydı neredeyse. Bir dönem annem araya set çekti de öylelikle el ayak çekilmişti. Eğer hayır demezse, onun da yaşayacağı aynı durum olacak.
Annemin köyden komşusu var. Adı Emine. Neyse biz bu kadınla bir kaç kez karşılaştık. Kadın kendisi de söylüyor acayip fesadım diye. Hatta bunu duyduğumda şok olup, anneme bu kadınla görüşmemesi, hatta evine sokmaması gerektiğini, sadece selamlaşmasını söyledim. Köy yerinde olmuyor diye beni dinlemedi. Kadın öyle bir kadın ki, kocasıyla birlikte annemlerin evine gelip, herhangi yapılan değişikliği hemen kendi evlerine uyguluyorlar. Bu basit bir çiçek ekimi de olabilir, bir koltuğun yerini değiştirme ya da bir kamelya yapımı da. Ben halen daha kadının bu fesatlığını kabul etmesine takmış durumdayım orası ayrı. Böyle insanlarla bırak evlerine gidip, oturmayı ya da evime almayı, yolda görsem beş mahalle öteden gider selam dahi vermem. Geçenlerde annemlere gelmişler yine. Kadının gelini mi yoksa kendisi mi tam bilmiyorum, açıkçası ilgilenmiyorum da, bizim semtte oturuyormuş ve anneme bizim evin nerede olduğunu zamanında sormuş. Annem tarif etmiş falan evi ama üstünden de uzunca bir zaman geçmiş. O gün otururlarken kadın ağzından baklayı çıkarmış. Geliniyle yürüyüş yaparlarken benim evi aramışlar ama bulamamışlar. Bana kahve içmeye geleceklermiş ama olmamış. Pardon da köyde birkaç kez selamlaştık diye, bu samimiyet nereden geliyor acaba? Sen kimsin ki, kafana estiği gibi benim evime geleceksin? Üstelik kapıya geldiniz, aman ayıp olmasın diye ben sizi eve kabul edeceğim öyle mi? Yok öyle bir dünya. Aile üyeleri, yıllardır yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmeyen insanlar bile habersiz kapımızı çalmaz. Sen kalkıp hadsizce, hatta daha da level atlayarak hayatımda hiç görmediğim gelinini yanına alarak benim evime geleceksin ve bende "Buyurun, hoşgeldiniz" diyeceğim. Buna sadece gülüyorum. Evi bulmuş olsaydı da, eve almazdım. Hayatımda birkaç kez selam verdiğim, yüzünü bile hatırlamadığım insanın evimde ne işi var? Hele ki senin gibi fesatlığını kabul eden biriyle hiç işim olmaz. İnsanlardaki bu kendini bilmeme olayı nedir? anlayamıyorum. Benimle nasıl bir samimiyet kurdun, ya da benden nasıl bir ışık aldın da böyle bir şeye kalkışıyorsun aklım, dimağım almıyor.
Geldiğim yaş itibariyle, hayatta kazandığım tecrübelerden birisi de kimseyle çok samimi olmamak. Özellikle sırlarınız konusunda cimri olmak, ketum davranmak önemli. İş arkadaşınız mesela iş arkadaşınız olarak kalmalı. Öteye geçmesine izin vermemelisiniz. En yakın arkadaşınız, dostunuz dahi olsa kendi mahreminiz olmalı. Tüm çıplaklığı ile her şeyinizi anlatmamalısınız. Sizin de sırlarınız olmalı. Diyet ya da spor mu yapıyorsun? Geziyor musun? Eşinle çok mu iyisiniz? Hayatında her şey yolunda mı gidiyor? Parasal sıkıntın yok ve çok iyi durumda mısın? Çok güzel hedeflerin mi var? Yatırımlık ev, dükkan mı aldın? Korkuların mı var? Aklınıza gelecek her türlü detayı kendimize saklamayı öğrenmek gerek. En yakınınız bile olsa, bazı şeyler sır olarak kalmalı. Mesela biz dükkan alana kadar kimseye söylemedik. Aslında aldığımız halde yine de söylemeyecektik lakin aile üyelerinin bilmesi gerektiğini düşündük. Zira eşim abisiyle birlikte piyasada çalıştığından olur da bir yerde bir şekilde kiracıyla denk geliriz hoş olmaz diye düşünüp, sadece aile üyelerine söyledik. Onlara bile söylediğimizde annem ve babam haricinde açıkçası ne kadar sevindiler diye kafamda deli sorular yok değil. Bu nedenle ne yaparsan yap, bazı şeyler sana özel kalsın. İnsanların gözü göz değil. Nazar değer, gözü kalır, işin rast gitmez Allah'ım korusun. Bu nedenle hiç kimseye bir şey anlatmamak en güzeli. Elbette konuşacağımız konular olacak ama gündelik şeyler üzerine. Çok detay bilmelerine gerek yok.
Yazın Ankara'ya arkadaşım Z.'nin yanına gittiğimde oradan buradan konuşurken, Ankara'da yaşamın çok iyi olduğundan bahsetti. (Aile özlemi hariç) Burada kimsenin dedikodu ile işi olmadığını, elit bir muhitti oturup, öyle bir muhitte çalıştığından dolayı da çevresinin çok iyi olduğunu ve sadece işle ev arasında gidip geldiğini, canları sıkıldığında dışarı çıktıklarında da havadan, sudan, çocuklardan bahsettiklerini, kendisini burada daha rahat hissettiğini ve en önemlisi de protokol bir yaşam gibi gelse de, kimsenin kimse ile işi olmadığını söyledi. Metropol şehirlerde yaşam zor olsa da, bu açıdan bakıldığında gerçekten de daha iyi bir yaşam olabilir. Hele ki elit bir muhhitte çalışıyor ve oturuyorsanız. Bazen fazla samimiyet, fazla muhabbet iyi değildir. Hatta yaşadığımız zamanı düşünürsek hiç iyi değildir. İnsanların hadsizce, ukalaca davranışlarına da maruz kalabilirsiniz. Az insan, az eşya çok huzur.