08.04.2026 Günlük

Saat : 06:15

Dün benim için güzel bir gün oldu. Aslında öyle abartılacak bir durumda yoktu ama nedense koroda çok eğlendim. Oysaki evden çıkmak için kendimle çok mücadele ettim. Sabah dans ve kahvaltı faslında sonra kitabı bitirmek için uğraşırken resmen gözümden uyku akıyordu. Hatta bir ara vurup kafayı yat, hocaya da mesaj at modundaydım. Sonrasında erteleme hastalığının nüksetmemesi adına insanın kendisine en ağır gelen kısmını koltuktan kaldırmak suretiyle hazırlanmaya başladım. İyi ki kalkıp gitmişim. İlaçlarımı yazdırıp, iğnemi yaptırdım. Su kartına suyu da doldurdum. Sonrasında kütüphanenin önündeki banklarda oturup kitabın kalan kısmını bitirdim. Hava çok güzeldi. Bana belki de koro değil, açık havada okumak iyi geldi bilemiyorum. Ama inanılmaz rahatladığımı hissettim. Kütüphaneden yeni kitapları da aldım. Ancak bu sıra deli gibi Tarık Tufan ve Osman Balcılgil kitaplarına sarmış durumdayım. Sanırım ikisinin de bütün kitaplarını bitirdikten sonra yeni bir yazara geçiş yapabileceğim. Bakalım belki elimdekiler bitince yeni kitapta geçerim bilemiyorum. 

Dün Allah kabul etsin inşallah adak kurbanımızı kesebildik. Aslında bayram öncesinde kesmeyi düşünüyorduk ama denk gelmedi. Dün sonunda eşim birisi ile anlaşmış ve adak yerine geldi çok şükür. Akşam ben korodayken eşim haletmiş, annemlerde bugün ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar inşallah. Adağımız öncelikle oğlum için. Oğlumun uzun zamandır istediği motosiklet vardı. Ben hiç sıcak bakmasam da, eşim sonunda ikna oldu ve aldık. Rabb'im tekerine taş değdirmesin inşallah. Mart ayında da elimizdeki tüm birikimle ile bir dükkan satın aldık. Güzel, şirin, tam okul karşısında, biraz küçük ama şükür sebebimiz olan bir dükkan. İçinde kiracısı da var. Çok şükür iyi de insanlar. İkisi için bir adak keselim istedik. Allah'ım kabul etsin inşallah.

Dükkan alma fikri uzun zamandır aklımızdaydı. Aslında bizim hayalimiz denize karşı bir ev almaktı ama fiyatlar uçunca bizim müstakil villa alma planımız suya düştü. Hal böyle olunca elimizdeki parayla getiri sağlayacak bir dükkan alalım, sonrasına sonra bakarız diye düşündük. Para çünkü altın fonundaydı ve düşeceğini düşündüğümüz bir dönemde Allah'ım denk getirdi ve oldu. Aslında her şey o kadar aceleyle oldu ki, bizde anlayamadık desem yeridir. Nasip olunca bazı şeyler birden oluveriyor.

Dükkan aldığımızı aile üyeleri dışında bilen kimse yok. Söyleme taraftarı da değilim. Özellikle arkadaşlarımdan daha doğrusu dostum dediğim insanlardan, akrabalarımdan ve eşimin akrabalarından da sakladık. Eşim kendi arkadaşlarına da söylemeyi düşünmüyor. Zaten ikimizde yatırımlarımızla ve ne kadar birikimimiz olduğuyla ilgili konuşmayı sevmiyoruz. Hadi akrabaları geçtim, en yakın arkadaşlarımda paylaşmadım zira ben banka hesaplarımı onlar gibi konuşmayı sevmiyorum. İnsanlar benimle yaptıkları yatırımları, banka hesaplarını konuşmayı seviyorlar. Onlara göre bu mutluluk paylaşımı. Bana göre görgüsüzlük. Her ne kadar durumunuz iyi de olsa ya da kenara birkaç kuruş atıyor da olsanız, bana göre ibadette gizli kabahatte. Yani demem o ki, her şeyi herkese anlatmak olmuyor. Bu sizin her şeyinizi bilen arkadaşınız dahi olsa. Çünkü zamanında birikimleri kendileriyle paylaşmadığım için, birden bire "Biz dükkan aldık." diye karşılarına çıktığınızda olacak olan şudur; "Ben sana her şeyimi anlatırken, sen nasıl sakladın? Demek ki dostum değilsin." Bunun gibi bir çok şey. Belki de aramız bile bozulabilir yani. Bu durumda haklılar mı? değiller. Ben size gelin banka hesabınızı anlatın demedim. Kaldı ki, benim her şeyimi biliyorsunuz zaten. Bir tek para kısmı kalıyor. Onu da bilmeyiverin. Onlar anlatırken parasal kısımları duymazlıktan geliyorum. Hatta birisine zamanında kızmışlığım bile var. İnsanlar mutluluk görüp anlatıyorlar ama görgüsüzlük kısmını da geçtim, ben bir de bunun hırsızlık kısmına da takmış durumdayım. Hani derler ya, iki kişinin bildiği sır değildir diye. Olur bir yerde kötü niyetli olmaksızın ağzından kaçırırsın, sonra al başına düşman edinirsin. Bir arkadaşımın evine mesela hırsız girdi. O kadar söyledim, kimseye anlatma, evde altın tutma diye dinlemedi. O zamanın parasıyla bir apart alacak kadar olan altını vardı ve bütün birikimi gitti. Ben zaten evde altın tutmam. Bankalar ne güne var. İllaki altın alacaksan, altın fonuna koy. Kafan rahat etsin. Fiziki iyidir, güzeldir ama korumak sıkıntıdır anlatamadım.

Dükkan konusunda işin nazar kısmını zaten geçtiğim gibi, bir süre sonra kendi yaptıklarını görmeyip sizi eleştirmeye de başlıyorlar. (Tabi birikimi açıkladıktan sonra hâlâ daha görüşüyorsanız) Nasıl para biriktirdiğinden tut, vay efendim evine zaten bir şey almıyorsunlar, hayata bir kez daha mı geleceksinler, ne gereği var bu kadar birikim meraklısı olmayalar. Bu liste böyle uzayıp gider. Fakat insanların görmediği şey şu ki, çeşme akarken doldurmak gerekir. Şu anda sağlığımız iyi çok şükür. Eşim çalışabiliyor ve ben elime geçen parayı eşyaya gömmek yerine yatırım olarak değerlendirmek istedim. Ayrıca ben gereksiz kıyafet, eşya almıyorum. Bunun dışında ne boğazdan kıstık, ne de gezmeden çok şükür. Sadece önceliklerimiz farklı. Siz millete gösteriş yapma derdindeyken, ben boğazıma yeme ve gezme derdindeyim. Herkesin hayat mottosu farklı. Gelmişim bilmem kaç yaşına. Eşyaya köle olanlara acıyorum. Yazık ki, kendileri için bir şey yapmadan ömür tüketiyorlar. Neyse bu konuya girersem hiç çıkamam. 

Dükkan çok şükür denk geldi ve oldu. Oysaki ben bu dükkana kaç kere bakmıştım. Hiç üstünde durmamıştım bile. Bazı şeyler olmaz dediğimiz anlarda oluveriyor. Özellikle dükkan aldık ki, ileride Allah'ım göstermesin çalışamaz duruma gelirsek, kira gelirimiz emekli maaşımıza destek olsun istedik. Fakat insanlarda ne yazık ki şöyle bir durum söz konusu sizin bir şeyiniz olduğunda hemen sizin adınıza hesap yapmaya da başlıyorlar. Siz kendi evinizin ekonomisi yapamıyorsunuz sanki, şu kadar kiranız var, maaşınız da bu kadar, size yeter de artar demeler. Olmadı gelen kiranızı şöyle değerlendirin, bakın faiz bilmem kaç olmuş. Daha bir sürü şey. 

Yıllar önce bir arkadaşın evindeyken siyaset konuşuluyor ve eşimde karışmadan dinliyordu. Arkadaşım eşime neden konuşmadığını sorduğunda, "Siyaset ve para konusu devreye girdiğinde dostluk bozulur. Herkesin parası da, siyaseti de kendine. Ben sizin dostluğunuzu istiyorum. O nedenle de ben ortamlarda ne siyasi tartışmaya girerim, ne de para konuşurum." diye cevap vermişti. Gerçekten de kaç yıllık evlilik hayatımızda bir günden bir güne ortamlarda eşim ne kazandığı parayı anlattı, ne başkasının kazandığı parayı merak etti, ne de siyasi konuşmalara girdi. Halen daha uzak durur. Olmayacak tartışmalarla dostlukların bozulmasa bile, zedelenmesini istemez. Bende eşim gibiyim. Para konuşmayı sevmem, Siyasetle zaten işim olmaz. İnsanın parası kendisine, bana anlatılmasını da istemiyorum. Bu beni kötü dost yapmaz. Paraya ihtiyacın varsa, elimde varsa başımla beraber. Ama senin birikimin beni ilgilendirmiyor. Bana dostluğun lazım. Arkadaşım C. zamanında önce Gaziantep ve sonrasında doğu ekspresi turu olan on günlük seyahat programımıza bu parayı nereden bulduğumuzu sormuştu. Yaklaşık üç sene öncesinin parasıyla kendisi yüzbin liraya yakın bir rakamı sadece salon dekorasyonu için vermişti. Ben de o zaman kendisine, herkesin önceliklerinin farklı olduğundan bahsetmiştim. Senin önceliğin ev dizaynı, benim önceliğim gezmek ve kendime bir şeyler katmak. Şaşırıp kalmıştı. Dediğim gibi herkesin önceliği farklı. Hayatımı bana faydası olmayacak şeylere para harcayarak, onların taksitlerini ödeyerek geçirmek istemiyorum. Bazı şeylere, çok farklı anlamlar yüklemenin de anlamı yok. Giyeceğin giysin, oturacak koltuğun varsa bitmiştir. Kalanı gereksiz israf bence. Değişmesi gerekenleri elbette değiştireceksin ama sırf sıkıldığın için kıyafet almak, eşya değiştirmek vs. bana göre değil. Kafa yapıma uymuyor. Ben dostlarımı çok seviyorum. Tabi benim de onlara tuhaf gelen taraflarım olduğu gibi, onların da bana tuhaf gelen yanları var. Ben onların dostluğunu seviyorum ve oldukları gibi kabul ediyorum. Beni de olduğum gibi kabul etmeleri gerek. Para konuşmuyorum diye bu beni kötü dost yapmaz. Konuştuğumda da iyi dost olmam. 

Hayatta her şeyin bir zamanı var. Her şey nasip ve kısmet. "Kısmetse gelir Hint'ten Yemen'den, kısmet değilse ne gelir elden!..."