07.04.2026 Günlük

 

Saat : 06:06

Sabah sabah karın ağrısı ile uyandım. Kabızlık nedeniyle kullandığım ilaç direkt olarak ishale çeviriyor. İki gündür ishal nedeniyle felaket bir karın ağrısı var. Üstelik sanırım bağırsakları şişirmek suretiyle boşaltıyor ve karnım resmen hamile karnı gibi. Öyle böyle bir şişlik değil. Karnım davul gibi gergin. Bugün dışarıda olacağım ve umarım o zamana kadar karın ağrım, ishal ve şişlik geçer. Bu rahatsızlık bütün dengemi alt üst etmiş durumda. Halen daha karnımda ya da bağırsağımda artık her nerdeyse guruldamalar devam ediyor.

Bu sabah güne erken başlamak iyi geldi. Öğlene kadar işlerimi bitirmem gerek. Dün akşam eşimle sohbete dalınca Tarık Tufan Düşerken kitabını bitiremedim. Kalan seksen sayfayı yolda giderken bitireceğimi umuyorum. Kütüphaneden kalan az sayfa için uzatma almak işime gelmiyor. Yeni kitap almak istiyorum. 

Bugün dışarıda çok işim var. Kütüphane dışında, Aile Sağlığı Merkezine gidip ilaç yazdırmam, B12 iğnemi yaptırmam, su kartına su yüklemem ve aynı zamanda vakit kalırsa arkadaşıma uğramam lazım. Bu sırada birazda yürüyüş yapmam gerek. Şişkinliğin inmesi adına buna gerek var. Sabah yazma işim bitince, dans ve sonrasında kahvaltı. Ardından zaman kalırsa çıkana kadar biraz daha okurum. Yemek dün hallettim. Ispanak, makarna ve yeşil mercimek var. Akşam evdekiler ısıtıp yerler. Ben kendime kayırayım. Kendime bir kaşık yemek yok. Hoş canımda artık yemek istemiyor ama sanırım konserve ton balığı ve ceviz ile akşam menüsü geçiştirmelik olur. Zaten karnın tokken de şarkı söyleyemiyorsun. 

Dün akşam eşimle sohbet ederken, eskilerden falan derken, artık kimseye, bencilliğe tahammülümün kalmadığı konusuna geldik. Açıkçası eşimde benim gibi düşünüyor. Son zamanlarda ben aramasam aramayan akrabalarım, arkadaşlarım, dostlarım. İnsan sürekli aradığında ve geri dönüş alamadığında da kendisini kötü hissediyor. Hani "Seni çok seviyorum ama görünce aklıma geliyorsun." durumu var ya. Hah işte tam da öyle oluyor. Mesela arkadaşım K. halen daha aramadı. Mesela arkadaşım C.'yi kandilde ve bayramda ben aradım. Sürekli birileri için ben koşturmak zorunda değilim. Bunu uzun uzun tartıştım eşimle. Hele bir de halam vakası var ki o daha vahim. Gezmelere giderken sağlıklı olan pek muhterem halam, nedense bana geleceği zaman sürekli bir bahane peşinde. Ya hasta, ya tansiyonu var, ya da bana geleceği zaman evi bulamaz, kızı olmadan dışarı çıkamaz. Bahaneler paket paket, Seç, beğen, al yani. Hangisini yersen kullan. Ben yemeyi bırak, gargara bile yapmıyorum. Artık çok ama çok sıkıldım. Senin bir yerlere gittiğini sosyal medyalardan görmüyor muyum? Arkadaş ya da akraba günlerinde boy gösterdiğini gözüme sokmuyor musun? Neden bana gelince yalan söylüyorsun? O zaman kusura bakma bundan sonrasında da ben sana gelmiyorum. Aramayı kestim zaten. Canı isterse telefonlarıma çıkıyor, istemezse çıkmıyor ve geri dönme zahmetinde de bulunmuyor. Ama insanlarda ne yazık ki şu durum var. Onlar aradığında sen telefonunu açmaz ya da geri dönmezsen hem bir yafta ile karşı karşıya kalıyorsun. Ah aramışlar ama ben telefonlarına çıkmamışım, geri de dönmemişim. Görüşmek istemiyorsam söylemeliymişim şeklinde devam eden serzenişler. Nasıl oluyormuş. Bak ne demişler "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır." Kendi canın yanınca veryansın etmenin bir manası yok. Kimse kusura bakmasın ama yerine göre kendimi bile çekemediğim bir dönemdeyim. Bu sebepten sizi hiç çekemem. Belki de bu konu üzerinde çok duruyor olabilirim ama bazı tümörlerin yerinden çıkması, kafadan atılması zaman alıyor. Çünkü hak etmediğim bir muamele ile karşı karşıya kalıyorum. İnsanın ruhunu daraltan, kafasını kemiren düşüncelere gark olmasına neden olan hareketler bunlar. Kendi psikoloğum kendim olmak adına, terapi yapar gibi bunları tekrar ediyorum ki yufka yürekli hallerine kanıp eskiye dönmeyeyim. Yalan yüz ifadelerine kanmayayım. İnsana bir yaştan sonra gelen aydınlanmalar iyi oluyor ama keşke gençlik zamanında bu aydınlanmaları yaşasaydık. Hani telefonlara gelen güncellemeler gibi, kendime sürekli güncelleme yapıyorum. Son zamanlarda daha fazla olmaya başladı. Hemen her gün yeni kararlar alıyorum. Bu sadece birileri ile ilgili de değil. Kendimle de ilgili. Eskisi gibi mesela kendimi evi dip köşe temizlemek için perişan etmiyorum. Bazı gün oluyor ki, üstünden süpürüp geçiyorum. Lakin bana iyi gelen şeylere zaman ayırmak her şeyin önünde geliyor. Kitap okumak, yazmak, bazı gün yemek yapmak, kitapçıları gezmek, kütüphane alışkanlığıma yeniden dönmek. Bana iyi gelen insanlarla birlikte olmak. Mesela karın ağrım olmasaydı bugün kafede yazmayı düşünebilirdim. Neyse perşembe ya da cuma yaparım belki. Ama ayda bir bunu yapmak istiyorum. Zaten hedeflerime de koymuştum. Mesela günlük yazmaya tekrar başladım. O kadar iyi geldi ki. Terapiste gitsem bu kadar faydası olacağını düşünmüyorum. Ben kendi kendimin doktoruyum. Ona anlatsam ne fayda. Ah bir de üstüne para verdiğimi düşünürsek hepten psikoloji alt üst. Hiç gerek yok. 

Dün eltimin doğum günüydü. Allah'ım sosyal medyadan gene ulusa seslenmiş. Kendisini dünyanın merkezi sanmaya devam ediyor. Bende usulen telefonda kutladım. Bir ara herkes toplandığında pasta keseriz. İnsanlar neden bu doğum günü meselesini bu kadar büyütüyorlar anlayamıyorum. Şimdi kırk gün, kırk gece düğün yapar gibi sürekli bir pasta kesme seansları yapıp gözümüze sokmaya devam eder. He canım he en elit sensin. En çok sevilen de, her şeyin eni sensin. Bazı durumlar bana çok garip geliyor. İnsanlar bazı şeylere fazla anlam yüklüyorlar. Tabii ki de herkes mutlu olduğu gibi yaşasın ama bunu yaparken kendi içinde yapsın. Yani ben senin bilmem kaç kere, bilmem kimlerle yaptığın kutlamaları görsem ne, görmesem ne. Sırf sosyal medyada ben ne kadar çok seviliyorum, herkes beni önemsiyor mesajı için bunları yaptığını bilmiyor muyuz? Böyle olunca da itici oluyor. Yoksa herkesin eğlenmeye hakkı var elbette. Ama samimi olmak bambaşka bir mesele. İşte asıl mesele de burada başlıyor aslında.