Saat : 10:05
Geçen yıl katıldığım bir yaratıcı yazarlık atölyesindeki hoca uzun seneler önce televizyon izlemeyi bıraktığını söylemişti. Özellikle haberleri hiç izlemiyormuş. Çok mantıklı gelmişti. İnsanın ruh halini bozmaktan, kendimize dert edinmekten başka bir şeye yaramadığını söylemişti. Dün akşam can sıkıntısından X'de dolanayım azıcık dedim ama ne mümkün. İnsanların depresif halleri, o kocasını diğeri karısını aldatmış. Finans uzmanı olduğunu zannedenler ortalıkta cirit atıyor. İnsanın mental sağlığını koruması için kesinlikle sosyal medyadan, haberlerden uzak kalması şart. Aksi takdirde depresyonun dibi kaçınılmaz oluyor. Mesela kendim için söyleyeyim; bir haber okuduğumda uzun süre etkisinden çıkamıyorum. Bu nedenle de bende uzun zamandır haberleri izlemiyorum. Hatta eşim izleyecek olursa ya kanal değiştirmesini söylüyorum ya da ortamdan uzaklaşıyorum. Bana bu şekilde davranış uzun zamandır iyi geldi.
Bu sabah ev ve dükkan için dask poliçelerini yaptırmak istedim. Belediyeyi aradığımda kadın memnuniyetsiz şekilde cevap veriyor. Sanırım kısır partilerini bozdum. Neyse dükkanın bina yapım yılını söyledi. Sonrasında eve gelince tapu değişikliğinden dolayı eski ada-parsel numarasını istedi. Eski tapuyu bulup söyledim. Kadın sistem gitti dedi. Daha sonra tekrar aramamı söyleyerek kapattı telefonu. Aradan geçen zaman sonrasında tekrar aradım. Kadın sinirli bir şekilde bilgi işlem kaynaklı olduğunu ve en az üç gün sonra sistemin geleceğini söyledi. Haliyle sinirlendim. Üç gün ne demek yani. Nereden öğreneceğimizi sordum tekrar. Tapuda da yazmıyor nihayetinde. Zoraki bir şekilde ada-parsel numarasını yeniden alarak bu sefer bozuk bir üslup takınarak ne iş yaptığımı, adımı sordu. Cevapladım ve sonunda bombayı patlattı. Siz emlakçı mısınız? Ya sen gerizekalı mısın acaba? Ki bence öylesin. Sana tapu kayıtlarımı söylüyorum. Adımı sordun. Çıkan ekranda adım yazıyor. Kontrol etmek aklına gelmedi mi? Bende sinirlendim ve bunların kendi mülklerim olduğunu ve sigorta için bina yapım yıllarına ihtiyacım olduğunu söyledim. Zaten ekranda da adımı teyit edebileceklerini belirttim. Sonrasında açılmayan ekran nedense birden açılıverdi. İlk telefon görüşmemizde sorman gerekenleri sormayıp, sonrasında neden tedirgin oluyorsun ki? Sen sormazsan ben adımı söylemem bu bir. İkincisi işinizi o kadar liyakatsiz bir şekilde yapıyorsunuz ki, dünya yansa yorganınız yok içinde. Sırf mesai dolsun da gidelim kafası. Yazık ki ne yazık. Sonra memleket bir yerlere gelecek. He canım he bekle gelir belki bir gün.
Bugün evdeyim. Birazdan evi süpürüp, sonrasında dans ve yazmaya devam. Akşam yemeğim var. Ancak yarına da yemek yapacağım. Yeşil mercimek pişirmeyi düşünüyorum. Yanına da dondurucudan geçen gün çıkarıp yemek nasip olamayan dolma var. Onu da akşam üstü yaparım. Hazır ve boşken yazayım. Zaten akşam oğlum yine laptopu alacak. Sınav haftası malum. Çamaşır yıkamam ve aynı zamanda da Tarık Tufan'ın Düşerken kitabını da bitirmem gerek. Yarına kütüphaneye iade edip yeni kitap almalıyım.
Dün okuduğum kitaplar için bir ajanda yapmaya karar vermiştim. Bugün bunu arttırıyorum ve izlediğim dizi ile filmler içinde bir ajanda tutacağım. Hatta oyuncularını ve yapım yıllarını da yazarak kendime bir arşiv oluşturmayı planlıyorum. Hatta radyo tiyatroları ve arkası yarınlar içinde bunu yapmayı düşünüyorum. Lakin her şey sırayla. Hepsini birden arşivleyemem. Zamana yayarak yapmak lazım. Kendime yeni hedefler koydukça iyi hissediyorum. Böylece yapacak işim artıyor. Kurtulmaya çalıştığım bazı düşüncelerden de bu şekilde sıyrılabiliyorum. Zaman alacak bir süreç tabii ki. Ne de olsa yılların birikimi var içimde. Bazı öfkeler, bazı kayıplar, bazı yıkımlar, bazı ölümler vs. Bunları insanın bir anda zihninden silmesi elbette kolay olmuyor. Yaşadığımız haksızları hele sindirmek, o zamana dönüp farklı şeyler söyleme istekleri zaman zaman aklımıza gelmiyor değil. Herkesin mutlaka böyle ânları vardır. Bunları silmek zor. Fakat tamda bu duruma uygun dün denk geldiğim bir dizi repliği var. Demet Akbağ'ın oynadığı Sandık Kokusu diziymiş. Ana mantık ise şu: Geçmiş dikiz aynasıdır, arada bak hata yapma diye ama sürekli bakarsan kaza yaparsın" Çok ama çok doğru. Sürekli geçmişte yaşayarak, gelecek inşa edemeyiz. İnsan hayatı geçmişi düşünecek kadar uzun değil. Bir bakmışsın ömür geçmiş, bitmiş. Senin yapman gereken daha çok şey var ama sana ayrılan sürenin sonuna gelmişsin. Bu nedenle ne olursa olsun geçmişe bakmamak gerek. Geçen Çağla Şikel'in de bununla ilgili bir röportajını izlemiştim ve o da çok mantıklı geldi. Unutmak istediklerini yok saymak ana mantık. Bize ayrılan sürenin sonuna gelmeden, kendi için yaşamalı insan. Ne de olsa hayat bir göz kırpması kadar kısa.