Saat : 15:25
Dün akşam küçürek öykü atölyesi vardı. Yazarlık atölyelerine katılmaktan o kadar mutlu oluyorum ki, insana mutlaka bir şey katıyor. Farklı bakış açıları kazanılıyor. Mesela küçürek öykünün mantığını anlamak bile benim için ayrı bir kazanım. Özellikle ücretsiz atölyelerin hepsine katılmaya çalışıyorum. Dürüst olmak gerekirse bu hayat pahalılığında ne ücretli kitap kulüplerine, ne de atölyelere verecek param yok maalesef. Üstelik tek oturum için dehşet fiyatlar söyleniyor. Yanlış anlaşılmasın bana ciddi anlamda faydası olacağını düşünsem, zerre kadar düşünmem veririm ama bir çoğu altı, üstü, yanı yani her yeri boş muhabbetten oluşan atölye ve kulüpler. Özellikle bir kaç kez ücretsiz atölye yapan, kendisini hemen bu konuda uzman adlediyor. O nedenle de, kimseye bu konuda kendimi üttürmek istemem. Ayrıca yazarlık atölyelerini belki bir nebze anlayabilirim ama ücretli kitap kulüpleri şaka gibi. Senin sıfatın nedir de ücretli atölye yapabiliyorsun hayret doğrusu. Her kitap okuyan atölye yapmaya kalksa, benim şimdiye kadar köşeyi dönmem lazımdı.
Bu sabah resmen kendi bacağımı bırakıp, kafama sıktım diyebilirim. Sabah erkenden uyandım fakat alarmı kapatıp geri yatınca ne namaz kaldı, ne de sabah erkenden düşündüğüm yazma fikri. Bir uyandım sabah 07.33 O saatten sonra saat dokuza kadar biraz yazdım. Sabah kahvesi eşliğinde, arkada The Good Doctor dizisinin 4. sezon 14.bölümü eşliğinde yine de verimli bir sabah oldu. Saat dokuz civarında kahvaltı hazırlamak adına kalktım. Aklıma uzun zamandır krep yapmadığım geldi. Krep yaparken eşimle geçen günkü konuşmamız geldi aklıma ve ilk yaptığım krep bir güzel midemle buluştu. Eşimin tezine göre ben düzelmişim ve artık yiyebilirmişim. Bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışsam da nafile. Krep mideme indiğinde herhangi bir sorun yaşamadım. Kahvaltı hazırlıkları bitti ve Castle 6.sezon 3 bölüm eşliğinde kahvaltımız yapıldı. Kahvaltıdan sanırım yarım saat sonra mide-bağırsak aksında bir ağrı ama inanılmaz. Eşime bir itirafta bulunacağımı söyleyerek, yediğim küçük krep kaçamağını anlattım. Kendisi biraz vicdan yaptı ama yapılacak bir şey yoktu. En azından bundan sonra bana bu konuda ısrar etmemesi gerektiğini de anlamış oldu. Bende küçük bir kaçamağın nasıl sonuçlanacağını test etmiş oldum. Krep içindeki un ve süt nedeniyle bende sıkıntı yarattı. Her ne kadar içinde yumurta olsa da, maalesef diğerleri bana yaramıyor. Menopoz ile başlayan bu süreçte mide artık yaramadığı için ağrı ile bana istemediğim yiyecekleri gönderme mesajı veriyor. Bu akşamı köy tavuk suyu ile kapatacağım. Birazda fırında incik-kanat yerim. Ah bir de sanırım ağır gelen haftada bir gün olan patates hakkımı iki gün kullanmış olmam da olabilir. Bugün marulsuz bir gün geçirdiğimden kendime patates yaptım ama bu da doğru bir hareket değildi tabi. Kısıtlı bir sebze skalası olduğundan ne yapacağını da şaşırıyor insan. Tabi hatam şu ki marul yemediğim gün patates yememek gerekiyordu. Neyse yarın artık hem marul, hem de patatese bir süre ara verip mideyi dinlenme moduna almak gerek. Yarın tavuk haşlama günü. Yakında ya yumurtalayacağım, ya gıdaklayacağım ya da solungaçlarım çıkacak. Bu kadar, balık, yumurta, tavuk ve tavuk suyu içmemenin başka bir açıklaması olması beklenemez herhalde.
Oğlumun bugünkü AÖF sınavlarına eşim gitti yine. Bende evde kalmaktan mutluyum. Dün Tarık Tufan'ın Kaybolan kitabı bitti ama ne bitiş. Açıkçası böyle bir son beklemiyordum. Bugün yine Tarık Tufan'ın Düşerken kitabına başladım ve merak uyandırıcı şekilde başladı. Bakalım bu kitabın finali nasıl olacak? Sanıyorum salı gününe kadar biter.
Bugün akşam yemeğinde fırında tavuk incik-kanat var. Marine ettim ve pişmeyi bekliyor. Birazdan fırına koyacağım, yavaş yavaş pişsin. Dolapta yanına makarnam var. Kendime de daha önceden haşlayıp dondurduğum tavuk suyum var. Ancak yarına ve dolayısıyla salı gününe ne pişireceğimi halen daha bilmiyorum. Bu her gün "Ne pişirsem?" sorusu resmen insanın beynini talan ediyor.
Arkadaşım K. son zamanlarda yine telefonlarını açmıyor. Arıyorum geri de dönmüyor. Bir kaç kez görüştük telefonda o da öylesine. Doğru dürüst bir şey konuşamadık dersem yalan olmaz. Bende yorulmaya başladım. En son aramamın üstünde sanırım üç gün geçti ve geri de dönmedi. Bundan böyle bende aramayacağım. Çok yoruldum bende. Azıcık insanlar da benim için çaba göstersin istiyorum. Bende önemsenmek istiyorum. Zaten arada görüşüp, kendi canı istediğinde telefonlarımı açanları, canı istemediğinde açmayanları, tepki vermeyenleri, geleceğim deyip bahane uyduranları silmiştim ama bu gidişle diğerlerine de sıra geliyor gibi. Bende uğraşmak istemiyorum. Benimde sıkıntılarım oluyor ve insanların bana gerçekten "Nasılsın?" diye sormasını istiyorum. Sadece kendileri dertlerini anlatmak istediklerinde aramalarından ve beni çöp kutusu olarak kullanmalarından yeterince sıkıldım.